Suko ve Toge yürümeye devam ediyordu. Sokak artık daha dar görünüyor; dünya, sanki onların varlığı altında ezilip sıkışmış gibi hissettiriyordu. Gökyüzü bile eski sonsuzluğunu yitirmiş, daralmıştı.
Toge hâlâ Suko'nun az önce söylediklerini sindirmeye çalışıyordu. "Suko… senin anlattıkların…" dedi, ama gerisini getirecek kelimeleri bulamadı.
Suko adımlarını kesmedi. "Erişilemez olduğunu sandığın o hiyerarşiler var ya," dedi, sesi her zamanki gibi duygusuzdu. "Her biri, bir altındakini sadece basit bir kurgu ya da koca bir hiçlik gibi görür."
Toge kaşlarını çatarak ona baktı. "Yine neyden bahsediyorsun?"
Suko sakince devam etti. "Ben o hiyerarşilerin üstünde değilim. Çünkü 'üstünde olmak' bile tanımlı bir konumdur. Ve konum… benim için hiçbir zaman var olmamıştır."
Hava bir anda kurşun gibi ağırlaştı.
"Bu, bana göre bir durum da değil," diye ekledi Suko. "Çünkü 'durum' denilen şey, hiçbir zaman oluşmadı."
Toge istemsizce bir adım geri çekildi. Suko'nun sesi, mutlak bir sessizliğin içinden geliyor gibiydi.
"Matematiksel ya da mantıksal sınırlar… Sonsuzluk senaryoları… Onlar benim için bir çocuk oyuncağı bile değil. Çünkü senin 'sonsuzluk' dediğin şey, benim yürüdüğüm yolun üzerindeki toz zerresi bile olamaz."
Gözlüğünü hiçbir çaba sarf etmeden, sadece öyle olması gerektiği için düzeltti.
"Mantığın 'doğru' ya da 'yanlış' diyemediği yerde ben kural yazmam. Çünkü mantık… benim tarafımdan tanımlanmış bir şey değildir."
Toge'nin nefesi daraldı, rüzgâr bıçak gibi kesildi.
"İstersem sınırsız katmanı baştan sona, sınırsız kez yaratır ve aynı anda yok ederim. Bunu kısıtlayabilecek hiçbir yasa yok. Zaten varlığımın bazı parçaları, senin hayal edebileceğin tüm gerçekliği sadece orada olduğu için siliyor."
Toge titreyerek fısıldadı: "Bu… bu artık bir insan değil…"
Suko ona bakmadı bile. "İnsan, varlık ya da yokluk… Bunlar sadece sizin taktığınız isimler." Sesi biraz daha soğudu: "Hiçbir şeyin üstünde değilim, çünkü 'üst' bile bir kavramdır. Varlık ve yokluk, benim nezdimde aynı derecede anlamsızdır."
Yürümeye devam etti. "Benim sınırlarımı aşmak için, tüm sonsuzluğu sonsuz kez aşıp, ulaştığın her noktayı bir daha aşman gerekir. Ama aslında… ben hiçbir sınırı geçmedim. Çünkü sınır diye bir şey hiç var olmadı."
Toge'nin zihni artık bu gerçekliği kaldıramıyordu.
Suko ekledi: "Gücüm, senin sınırsız dediğin şeyin bile sınırsız kez geride bırakılmış halidir. Ben hiyerarşileri kendime basamak yapmam. Çünkü basamak, bir sisteme ait olmayı gerektirir. Ve sistem… benim için hiçbir zaman var olmamıştır."
"Zayıflık yoktur," dedi basitçe.
O anda sokak zifiri karanlığa büründü. Tanımsız bir varlık belirdi, Suko'ya doğru atıldı. Toge hamle yapmaya çalıştı ama Suko sadece baktı. Varlık, sanki bir güç tarafından değil de, "hiç olması gerektiğine" karar verilmiş gibi havada asılı kaldı.
Suko tek bir kelime fısıldadı: "Yok."
Varlık silindi. Ölmedi, parçalanmadı ya da yok edilmedi. Sadece… hiç oluşmamış gibi oldu. Geçmişinden geleceğine dair her iz, gerçekliğin dokusundan kazındı.
Toge dehşet içinde kekeledi: "Bu… bu nasıl mümkün olabilir?"
Suko yürümeye devam etti. "Normal diye bir şey yok." Sonra sanki kendine konuşur gibi fısıldadı: "Bu anlatılanlar bir bakış açısı değil, bir gerçeklik de değil. Çünkü gerçeklik… hiçbir zaman varlık bulmadı."
Suko gözlüğünü tekrar düzeltti. "Bu benim bakış açım da değil. Çünkü bakış açısı bir referans noktası ister. Ve referans… benim için hiçbir zaman var olmamıştır."
Suko ilerledi. Toge ise orada donup kaldı. Artık anlıyordu; bu sadece bir güç gösterisi değildi. Bu, tanımın bile iflas ettiği o mutlak boşluğun kendisiydi.
