Cherreads

Chapter 200 - İPEK TABUT VE GÜVENLİK PROTOKOLÜ]

Vael'thra Malikanesi'nin dördüncü katındaki misafir odasının ağır meşe kapısı, Kael'in arkasından yumuşak, yağlanmış bir menteşe hareketiyle, neredeyse duyulmaz bir tık sesiyle kapandı.

İçerideki sessizlik, bir huzur anı değil, kulak zarlarını zorlayan bir basınç odası gibiydi.

Kael Vael'thra, kapının hemen önünde, sırtını ahşaba yaslamadan, odanın merkezine hakim bir noktada hareketsiz duruyordu. Ciğerlerine dolan hava, Kuzey'in o genzi yakan, demir ve kan kokulu "Ölü Hava"sından o kadar farklıydı ki, Kael bir anlığına boğulacağını hissetti. Burası lavanta, kurutulmuş gül yaprakları, pahalı ahşap cilası ve yeni yıkanmış keten kokuyordu. Bu koku, Kael'in zihnindeki "tehlike" alarmlarını susturmuyor, aksine çıldırtıyordu. Doğada bu kadar temiz, bu kadar pürüzsüz ve bu kadar sessiz bir yer, ancak bir avcının kurbanını beklediği bir kapan olabilirdi.

Gözleri –biri safir mavisi, diğeri dikey bir yırtık halindeki erimiş altın rengi– odayı taradı. Bu bir bakış değil, bir taktiksel veri analiziydi.

Sağda, duvarı boydan boya kaplayan devasa bir gardırop. *Saklanma noktası.*Solda, yere kadar uzanan kadife perdelerle örtülmüş, dışarıya, balkona açılan cam kapılar. *Giriş ve kaçış noktası. Zayıf halka.*Zeminde, ayak seslerini yutmak için özel olarak dokunmuş, kalın, bordo renkli İpek Vadisi halıları. Ses izolasyonu. Düşmanın yaklaşmasını gizler.

Ve tam ortada, odanın hakimi gibi duran o devasa, oymalı yatak.

Kael, yavaş ve temkinli adımlarla yatağa yaklaştı. Botları halının üzerine bastığında ses çıkarmıyordu. Bu durum onu rahatsız etti. Halid'in öğretisi zihninde yankılandı: "Eğer düşmanının adımlarını duyamıyorsan, bıçağını böbreğinde hissedersin." Bu oda, sessiz bir suikast için tasarlanmış gibiydi.

Yatağın başına geldi. Üzerindeki örtü, Solgard'ın en pahalı ipeğinden yapılmıştı. Yastıklar, kaz tüyüyle doldurulmuş, bulut kadar hafif ve yumuşaktı. Kael, sağ elindeki deri eldiveni çıkardı ve nasırlı, yara izleriyle dolu elini yatağın şiltesine bastırdı.

Eli, hiçbir dirençle karşılaşmadan yumuşaklığın içine gömüldü.

Kael'in yüzünde, tiksintiyle karışık bir öfke ifadesi belirdi.

"Yutmuyor," diye fısıldadı karanlığa. "Desteklemiyor."

Bu yatak, bir savaşçının dinlenmesi için değil, bir ölünün gömülmesi için yapılmıştı. İçine yattığında omurgasının şeklini alacak, kaslarını gevşetecek ve onu savunmasız bir et yığınına dönüştürecekti. Eğer gece bir saldırı olursa, bu yumuşaklığın içinden doğrulup silahını çekmesi en az 1.5 saniye sürerdi.

Savaşta 1.5 saniye, bir ömürdü. Savaşta 1.5 saniye, boğazının kesilmesi demekti.

"İpek tabut," dedi Kael. Sesi metalik ve kesin bir yargı içeriyordu.

Ani bir hareketle, sanki yatak ona saldıracakmış gibi, yorganı ve ipek çarşafları tek bir hamlede söküp yere fırlattı. Kuş tüyü yastıkları, birer düşman kafasıymışçasına odanın uzak köşelerine savurdu. Çıplak kalan şilteye baktı. Hala çok yumuşaktı.

Kael, elini belindeki Siyah Diş'in kabzasına götürdü. Metalin soğukluğu, parmak uçlarındaki sinirleri uyardı ve nabzını yavaşlattı. Güvende olduğu tek an, metale dokunduğu andı.

Arkasını döndü ve pencerelere yürüdü.

Ağır kadife perdeleri hışımla çekti. Ay ışığı odaya doldu ama Kael ışık istemiyordu. Işık, dışarıdaki gözlemciler için bir hedef tahtasıydı. Perdeleri tekrar, aralarında milimetrik bir boşluk bile kalmayacak şekilde sıkıca kapattı. Odadaki karanlık, zifiri ve yoğun bir hal aldı.

Şimdi güvenlik protokolünü uygulama zamanıydı.

Kael, odadaki ağır, meşe ağacından yapılmış sandalyelerden birini aldı. Kapının önüne getirdi. Çoğu insan, sandalyeyi kapı kolunun altına sıkıştırarak kapının açılmasını engellerdi. Bu, amatörce bir yöntemdi. Kararlı bir omuz darbesi sandalyeyi kırabilirdi.

Kael'in amacı kapıyı kilitlemek değil, kapı açıldığında uyanmaktı.

Sandalyeyi kapının yanına, duvara yasladı. Odadaki dekoratif, ağır bronz bir vazoyu aldı. Vazoyu, sandalyenin oturma yerinin tam kenarına, milimetrik bir dengeyle yerleştirdi. Kapı koluna, perdelerden kopardığı ince bir ipek şeridi bağladı ve şeridin diğer ucunu vazonun tabanına sıkıştırdı.

Bu, bir **"Garnizon Düğümü"**ydü (Deadfall Trap).

Eğer dışarıdan biri kapı kolunu en ufak bir şekilde aşağı indirirse, ipek şerit gerilecek, denge bozulacak ve bronz vazo gürültülü bir şekilde yere, parke zemine çakılacaktı. O metalik çarpma sesi, Kael'in İç Örgüsünü (sinir sistemini) bir elektrik şoku gibi uyandıracak frekanstaydı.

"Uyarı sistemi aktif," dedi Kael içinden.

Şimdi sıra yatacak yeri seçmekteydi.

Yatağa dönmedi. O yumuşak bataklığa bir daha asla girmeyecekti.

Gözleri (Altın iris karanlıkta bir kedinin gözü gibi parlıyordu) odanın geometrisini taradı. Pencerenin altı riskliydi; cam kırıkları üzerine yağabilirdi. Kapının yanı riskliydi; içeri giren ilk kişi onu görebilirdi. Yatak altı, hareket alanını kısıtlıyordu.

En güvenli nokta, odanın kuzeydoğu köşesiydi.

O köşe, hem kapıyı hem de pencereleri çaprazdan görüyordu. Sırtını iki duvara birden verebilirdi. Kör nokta yoktu. Arkasından kimse yaklaşamazdı.

Kael, yerdeki o kalın, sesi yutan bordo halıyı tekmeleyerek kenara itti. Altındaki cilalı, sert parke zemin ortaya çıktı.

Dizlerinin üzerine çöktü ve elini tahtaya bastırdı. Sert. Soğuk. Tepkisel.

"Burası," dedi. "Zemin konuşmalı. Titreşimi iletmeli."

Yastık kullanmadı. Kürk pelerinini (Elyra'nın verdiği, hala Garnizon kokan o eski pelerini) yere serdi. Sırtını, iki duvarın birleştiği o sert köşeye yasladı. Bacaklarını uzatmadı; dizlerini hafifçe karnına çekti. Bu, **"Tetik Duruşu"**ydu. Gerektiğinde yerden yay gibi fırlayabilmek için kaslarını gergin tutuyordu.

Ve sonra, ritüelin son parçası.

Kael, belindeki kayışları çözdü. Siyah Diş ve ikizi Gölge Pençesi'ni kınlarıyla birlikte çıkardı.

Ama onları yere bırakmadı.

Sağ elindeki Siyah Diş'i kınından yavaşça, şırrr sesiyle çekti. Metal, odanın karanlığında mat, ışığı yutan bir siyahlıkla parladı. Kılıç, sahibinin gerginliğini hissetmiş gibi hafifçe ısınmaya, Kara Cevher (Nyx-Iron) doğasının gereği ortamdaki o yapay, rahatsız edici lüks enerjiyi emmeye başladı.

Kael, çıplak kılıcı kucağına, bacaklarının üzerine yatırdı. Kabza, sağ elinin avucuna tam oturacak şekilde duruyordu.

Sol eline ise, kınındaki Gölge Pençesi'ni aldı. Onu da sol yanına, bir kalkan gibi yerleştirdi.

Gözlerini kapatmadı.

Karnındaki Aura Çekirdeği, o biyolojik fırın, dinlenme moduna geçmeyi reddediyordu. Kael, kan akışını yavaşlatmak yerine, duyularını keskinleştirdi. Solgard'ın dışarıdan gelen boğuk uğultusunu, rüzgarın kiremitlerdeki tıkırtısını, hatta alt kattaki nöbetçilerin değişim sırasındaki zırh şakırtılarını duyabiliyordu.

Burası evi değildi. Burası bir sığınak değildi.

Vael'thra Malikanesi, düşman hattının gerisindeki bir İleri Karakoldu. Ve o, bu karakolu tek başına tutan bir nöbetçiydi.

Zihni, istemsizce bir senaryo kurdu.

Senaryo 1: Kapı açılır. Vazo düşer. Ses 0.2 saniyede algılanır. Hedef kapı eşiğinde. Mesafe 4 metre. Eylem: Yerden fırlama, Siyah Diş ile dikey kesiş. Hedefin silahlı olup olmadığı analiz edilir. Silahsızsa: Gırtlağa baskı, sorgulama. Silahlıysa: Boyun arteri, infaz.

Senaryo 2: Pencere kırılır. Cam sesi. Hedef balkonda. Mesafe 6 metre. Eylem: Yerde yuvarlanma, yatağı siper alma, Gölge Pençesi fırlatma, Siyah Diş ile yakın temas.

Kael, bu senaryoları zihninde yüzlerce kez oynattı. Her olasılığı, her açıyı, her gölgeyi hesapladı.

Bu bir korku krizi değildi. Kael korkmuyordu. Elleri titremiyordu. Nefesi kesik değildi. Bu, Garnizon Disipliniydi. Fırtına Tepesi'nde, bir anlık dikkatsizliğin bedelinin donmak ya da parçalanmak olduğu o cehennemde öğrendiği, kemiklerine işleyen o mutlak gerçeklikti:

Konfor, dikkatin katilidir. Güvenlik, aptalların illüzyonudur.

Hizmetkarların onun için hazırladığı sıcak süt, masanın üzerinde soğumaya başlamıştı. Kael ona dokunmadı bile. İçinde uyku ilacı olabilirdi. Zehir olabilirdi. Ya da sadece... onu gevşetebilirdi. Ve gevşemek, ölmek demekti.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, koridorda hafif, neredeyse duyulmaz bir ayak sesi yaklaştı.

Kael'in sağ eli, Siyah Diş'in kabzasını sıktı. Eklemleri beyazladı. Hayati Zerreleri (hücreleri), patlamaya hazır bir barut fıçısı gibi titredi.

Adımlar kapının önünde durdu.

Kael nefesini tuttu. Kalp atışlarını, iradesiyle yavaşlattı. Gözlerini kapıya dikti.

Kapı kolu... çok hafifçe, milimetrik bir hareketle aşağı indi.

İpek şerit gerildi.

Kael'in kasları, bir yayın kirişi gibi gerildi. Vücudu, fırlamaya hazırdı. Eğer o kol bir milim daha inerse, vazo düşecek ve Kael, kapının arkasındaki her kimse –bir suikastçı, bir casus, ya da sadece havlu getiren bir hizmetçi– onu, varlığını sorgulamadan etkisiz hale getirecekti.

Kapı kolu durdu.

Dışarıdaki kişi, içerideki o "Öldürme Niyeti"ni (Killing Intent), kapının ardından sızan o soğuk, metalik baskıyı hissetmiş gibi tereddüt etti.

Bir iç çekiş sesi. Sonra adımlar uzaklaştı.

Annesiydi. Ya da Thomas. Fark etmezdi.

Kael, elini kılıcından çekmedi.

"Girin," diye fısıldadı karanlığa. Sesi, boş odada bir hırıltı gibi yankılandı. "Lütfen biriniz girsin. Hatayı yapın."

İçindeki o vahşi taraf, o Void doğası, bir tehdit istiyordu. Somut, kesilebilir, kanı akıtılabilir bir tehdit. Çünkü o zaman ne yapacağını bilirdi. O zaman rahatlardı. Ama bu sessizlik... bu belirsizlik... bu lüks...

Bu, Kael'in baş edemediği tek düşmandı.

Kael, başını arkasındaki sert duvara yasladı. Duvarın soğukluğu, ensesindeki terleri kuruttu.

Uyku yoktu. Dinlenme yoktu.

Sadece bekleme vardı.

Kael Vael'thra, kendi evinin, kendi odasının köşesinde, kucağında çıplak bir kılıçla, sabaha kadar nöbet tuttu. Gözleri kapanmadı. Çünkü kapandığı an, o ipek çarşafların onu boğacağını, o parfüm kokusunun ciğerlerini çürüteceğini biliyordu.

O gece Solgard uyudu. Ama Kael, şehrin göbeğindeki o karanlık odada, kendi savaşını vermeye deva

More Chapters