Cherreads

Kalbim Başka Bir Evrene Ait

maviş_dede
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
307
Views
Synopsis
Bazı kalpler ait oldukları evrende atmaz. Lira, sıradan bir hayat yaşadığını sanıyordu. Ta ki rüyalarında başka dünyalar görmeye, uyanırken kanamaya başlayana kadar… Kael’in tek bir görevi vardı: Onu korumak. Ona yaklaşmak, dokunmak, âşık olmak yasaktı. Çünkü kehanete göre; Biri yaşayacaksa, diğeri yok olmalıydı. Evrenler çarpışırken, kalpler savaşırken… Hangisi kazanacaktı: kader mi, aşk mı?
VIEW MORE

Chapter 1 - Rüyalar Kanamazdı… Değil mi?

Rüyamda yine koşuyordum.

Ayaklarımın altındaki zemin sert değildi; sanki nefes alıyordu. Attığım her adımda çatlaklar oluşuyor, mor bir ışık bu çatlaklardan dışarı sızıyordu. Gökyüzü… Gökyüzü Dünya'daki hiçbir şeye benzemiyordu. Ne mavi ne de siyahtı. Morla karanlığın arasında sıkışıp kalmış gibiydi ve yıldızlar birer birer sönüyordu.

Burası Dünya değildi.

Bunu iliklerime kadar hissediyordum.

Nefes nefese kalmıştım ama duramıyordum. Sanki görünmez bir şey beni kovalıyordu. Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atarken, kulaklarımda tek bir cümle yankılanıyordu:

Henüz hazır değilsin.

Aniden her şey sessizleşti.

Koşmayı bıraktım. Etrafımdaki dünya donmuş gibiydi. Rüzgâr bile esmiyordu. O an arkamdan bir ses duydum.

"Dur."

Ses derindi. Netti.

Ve garip bir şekilde… tanıdıktı.

Yavaşça arkamı döndüm.

Onu gördüğüm anda içimde açıklayamadığım bir sızı oluştu. Siyah pelerinliydi. Gözleri gece kadar koyu ama bir o kadar da canlıydı. Bana bakıyordu ama sanki yüzüme değil, ruhumun içine bakıyordu.

"Beni tanımıyorsun," dedi.

"Ama ben seni senden daha iyi tanıyorum, Lira."

Adımı söyleyişi tüylerimi diken diken etti. Bir adım geri attım.

"Adımı nereden biliyorsun?" dedim, sesim titriyordu.

Yaklaştı. Attığı her adımda hava dalgalanıyor, gerçeklik bükülüyordu. Aramızda görünmez bir duvar varmış gibiydi.

"Sana yaklaşmam yasak," dedi dişlerini sıkarak.

"Bu yüzden burada olmamam gerekirdi."

"Kim olduğunu söyle," dedim.

"Burası neresi?"

Gözlerinde bir anlık acı parladı.

"Burası, hatırlamaman gereken yer."

Elini bana doğru uzattı ama tam dokunacakken durdu. Parmaklarının ucuyla aramda sadece birkaç santim vardı. O mesafede bile kalbim hızlandı.

"Sen bu evrene ait değilsin," dedi fısıltıyla.

"Ve kalbin… yanlış yerde atıyor."

Bir anda yer sarsıldı.

Gökyüzü yarıldı, mor ışıklar çığlık atar gibi patladı. Etrafımızdaki her şey parçalanmaya başladı. Çatlaklar bedenime kadar ulaştı ve göğsümde yakıcı bir acı hissettim.

"Uyan!" diye bağırdı adam.

"Lira, uyanmazsan—"

Sözünü tamamlayamadan her şey karardı.

Çığlık atarak uyandım.

Yatağımda doğrulurken kalbim deli gibi atıyordu. Odam karanlıktı ama gerçekti. Nefes nefese kalmıştım. Elimi göğsüme bastırdım; hâlâ yanıyordu.

"Yine aynı rüya…" diye fısıldadım.

Boğazımda metalik bir tat hissettim. Kaşlarımı çatarak elimi dudaklarıma götürdüm.

Rüyamda yine koşuyordum.

Ayaklarımın altındaki zemin sert değildi; sanki nefes alıyordu. Attığım her adımda çatlaklar oluşuyor, mor bir ışık bu çatlaklardan dışarı sızıyordu. Gökyüzü… Gökyüzü Dünya'daki hiçbir şeye benzemiyordu. Ne mavi ne de siyahtı. Morla karanlığın arasında sıkışıp kalmış gibiydi ve yıldızlar birer birer sönüyordu.

Burası Dünya değildi.

Bunu iliklerime kadar hissediyordum.

Nefes nefese kalmıştım ama duramıyordum. Sanki görünmez bir şey beni kovalıyordu. Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atarken, kulaklarımda tek bir cümle yankılanıyordu:

Henüz hazır değilsin.

Aniden her şey sessizleşti.

Koşmayı bıraktım. Etrafımdaki dünya donmuş gibiydi. Rüzgâr bile esmiyordu. O an arkamdan bir ses duydum.

"Dur."

Ses derindi. Netti.

Ve garip bir şekilde… tanıdıktı.

Yavaşça arkamı döndüm.

Onu gördüğüm anda içimde açıklayamadığım bir sızı oluştu. Siyah pelerinliydi. Gözleri gece kadar koyu ama bir o kadar da canlıydı. Bana bakıyordu ama sanki yüzüme değil, ruhumun içine bakıyordu.

"Beni tanımıyorsun," dedi.

"Ama ben seni senden daha iyi tanıyorum, Lira."

Adımı söyleyişi tüylerimi diken diken etti. Bir adım geri attım.

"Adımı nereden biliyorsun?" dedim, sesim titriyordu.

Yaklaştı. Attığı her adımda hava dalgalanıyor, gerçeklik bükülüyordu. Aramızda görünmez bir duvar varmış gibiydi.

"Sana yaklaşmam yasak," dedi dişlerini sıkarak.

"Bu yüzden burada olmamam gerekirdi."

"Kim olduğunu söyle," dedim.

"Burası neresi?"

Gözlerinde bir anlık acı parladı.

"Burası, hatırlamaman gereken yer."

Elini bana doğru uzattı ama tam dokunacakken durdu. Parmaklarının ucuyla aramda sadece birkaç santim vardı. O mesafede bile kalbim hızlandı.

"Sen bu evrene ait değilsin," dedi fısıltıyla.

"Ve kalbin… yanlış yerde atıyor."

Bir anda yer sarsıldı.

Gökyüzü yarıldı, mor ışıklar çığlık atar gibi patladı. Etrafımızdaki her şey parçalanmaya başladı. Çatlaklar bedenime kadar ulaştı ve göğsümde yakıcı bir acı hissettim.

"Uyan!" diye bağırdı adam.

"Lira, uyanmazsan—"

Sözünü tamamlayamadan her şey karardı.

Çığlık atarak uyandım.

Yatağımda doğrulurken kalbim deli gibi atıyordu. Odam karanlıktı ama gerçekti. Nefes nefese kalmıştım. Elimi göğsüme bastırdım; hâlâ yanıyordu.

"Yine aynı rüya…" diye fısıldadım.

Boğazımda metalik bir tat hissettim. Kaşlarımı çatarak elimi dudaklarıma götürdüm.

Kırmızı.

Kan.

Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Yatağın beyaz çarşafına birkaç damla düştü. Titreyen ellerimle aynaya baktım. Dudaklarım çatlamıştı ama bu kadar kanaması imkânsızdı.

Bu bir rüyaydı.

Öyle olmak zorundaydı.

Ama rüyalar kanamazdı.

Değil mi?

Tam o anda odamın ışıkları bir anlığına titredi. Telefonum komodinin üzerinde kendiliğinden aydınlandı. Ekranda tek bir cümle vardı.

Bilinmeyen bir numaradan.

"Seni bulmam sandığından daha uzun sürdü."

Kanım dondu.

Ve içimde bir yerlerde, rüyamdaki o ses tekrar fısıldadı:

Artık çok geç.