Yengeci öldürüp parçalara ayırdılar. Ateşi Mike yaktı, uzuvlarını Shun ayıkladı ve servisi Enma yaptı.
Herkes karnını doyururken Mike ve Carl gülerek sohbet ediyordu. Dışarıdan bakınca çok iyi anlaştıkları aşikardı.
Sohbetleri kimsenin ilgisini çekmezken o ikisi, sanki arada on yıllık bir arkadaşlık var gibi kahkaha atarak ziyafet veriyorlardı.
Yemeğini yedikten sonra Enma, yengeci öldürdükleri göçüğe girdi ve büzülerek uykuya daldı.
Hemen ardından yemeğini bitiren Shun, Enma'nın yanına yerleşti ve yavaşça gözlerini kapattı.
Mike ve Carl umursamazca yüksek sesli sohbetlerine devam ediyorlardı.
Onların dışında uyumayan bir diğer kişi de zümrüt gözlü Akari'ydi. Normalde koyu yeşil olan gözleri bu mağarada zümrüte daha yakın bir hal almıştı. Asıl önemli kısım ise, gözlerinin hiç şaşmadan Carl'ı izlemesiydi.
Bunu fark eden Mike, süren kahkahasını durdurdu ve Akari'ye bir soru yöneltti.
"Sen uyumuyor musun, kardeşim?"
Akari'nin gözleri keskinleşti.
"Nöbet tutacağım, siz uyuyabilirsiniz."
Nöbet tutması oldukça mantıklı bir hamleydi ancak asıl tetikte olma nedeni dışarıdan gelebilecek bir saldırı değildi. Akari'nin bu kadar ciddi ve tedbirli olmasının asıl nedeni Carl'dı.
Carl yarasaların saldırısından sonra herkesi iyileştirdiği halde ona ısınmayan tek kişi Akari olmuştu. Öyle ki, çok acıktığı bir dönemde Carl'ın ona teklif ettiği böcekleri reddetmişti. Şimdi de Carl uyanık olduğu müddetçe uyumayı aklının ucundan bile geçirmiyordu. Akari, Carl'dan abartılı seviyede şüpheleniyordu.
Dakikalar hatta saatler geçti ve en sonunda Akari hariç herkes uyumuştu. Tabiki Akari, sözünde durarak nöbette kalmaya devam etti.
Arada bir canlıların çığlıkları mağarada yankılanıyordu. Sayısız canlıya ev sahipliği yapan bu alanda birilerinin ölmesi çok doğaldı.
Akari, aniden omzuna birisinin dokunduğunu hissetti ve arkasına seri şekilde döndü. Ona dokunan kişinin Enma olduğunu fark edince ifadesi yumuşadı.
"Kaç saattir ayaktasın?"
"Bilmiyorum."
" Yorgun olduğunu besbelli. Biraz dinlen, senin yerini ben alırım."
Akari, Carl'ın uyuyan bedenine baktı ve tekrar Enma'ya döndü.
"Uykum yok. Sana nöbette eşlik edeceğim."
———
Herkes birer birer uyandı. Ayılmak için yüzlerine zeminde bulunan kar ve buz parçalarından sürüyorlardı.
Tabii ki Mike hariç. Mike, doğduğundan beri hiçbir şekilde ısı hissedemiyordu. Ne yazın sıcaktan terlemiş, ne de kışın soğuktan üşüyüp hasta olmuştu.
Bu nadir rastlanan lanetlerden biriydi.
Lanetler, kişi doğduğu andan itibaren bütün hayatını etkileyecek ve asla kurtulamayacak olduğu bir tür engel veya avantajlardır.
Bir lanet ile doğmak, bozer olarak doğmaktan çok daha zordur. Buna rağmen birden fazla lanet ile doğmuş bozerlere rastlamak mümkündür.
Carl'da bulunan şifa laneti Dünya üzerinde en çok rastlanan lanettir. Her beş yüz kişiden birisinde illa ki görülür. Mike'da bulunan ısı koruması laneti bunun yanında bir cevher değerindedir. Beş yüz bin kişi içinden bir tanesine rastlamak bile çok zordur!
Mike, doğduğundan beri ısı hissedemiyordu ve bu çok kez canını sıkmıştı. Fakat bozer olarak görev yapmaya başladığından beri bu lanetin ona zarardan çok, ne kadar yararı olduğunu da farkeder oldu. Ateş büyülerinin neredeyse hepsi ve buz büyülerinin büyük bir kısmı onun bedenine biraz bile etki etmiyordu.
Bunlar bir bozer için inanılmaz bir avantajlardı.
Sadece bununla da sınırlı değil, aşırı soğuk veya aşırı sıcak ortamlarda biraz bile etkilenmeden yoluna devam edebiliyordu.
Mike'ın sevmediği kısım ise ferahlama veya ısınma gibi hisler hakkında hiçbir fikri olmamasıydı.
Her neyse, herkes kendisini bir şekilde ayıltarak yola çıkmak için hazırlanıyordu.
Enma ve Shun, geride malzeme kalmış mı diye bakıyordu. Carl sırtını duvara yaslamış ve oturmuştu. Eline aldığı bir taşı kazmasına sürterek kazmanın metal kısmını biliyor ve yeniliyordu. Akari geç yattığı için en son uyanan olmuştu ve hala kendisini ayıltmaya çalışıyordu.
Mike ise biraz ilerde açma-germe hareketleri ile kendisini yola hazırlıyordu.
Shun, duvar kenarına yasladığı kılıcını almak için Akari'nin yüzünü buz ile yıkadığı yere gitti.
"Shun."
Dizlerinin üstüne oturmuş Akari'nin seslenmesi ile Shun "hm?" diye mırıldanarak yerdeki Akari'ye baktı.
"Carl hakkında ne düşünüyorsun?"
Shun başını kaldırıp Carl'a döndü. Kazmasını bilemeyi bitirmişti ve biraz uzaktaki Mike ile sohbet etmek için onun yanına yürümüştü.
"Bence bir problem yok. Kendisinin bizden olduğunu çok kez kanıtladı. Asıl sen neden ondan bu kadar şüpheleniyorsun?"
Akari'nin ses tonu değişti. Kesinlikle öfkelenmişti. Mike'a zaten alışkındı ama Shun ve Enma'nın da bu kadar rahat olmaları onu öfkelendirmişti.
"Hiç tanımadığım bir bozer bir anda mağarada karşıma çıkıp günahkar olmadığını iddia ediyor. Günahkâr olmayan her Bozer'in aklı yerindedir ve aklı yerinde olan hiçbir Bozer bu mağaraya tek başına girmez!"
Shun'un ifadesi karşı çıkmak yerine daha da yumuşadı.
"Bence bu işi sen çok ciddiye alıyorsun. Bozer olduğumuz için tedbirli olmalıyız anlıyorum ancak tanımadığımız herkese aynı tutumu nasıl gösterebiliriz? Hepsine günahkâr mı diyeceğiz?"
Akari, gözlerini Carl'dan ayırmamaya devam etti.
"Bizden olduğunu kanıtlamak için bizi iyileştiriyor olması yeterli mi? Bize yemek teilif etmiş olması yeterli mi? Bizimle savaşıyor olması yeterli mi?"
"Akari, kendine gel. Dediklerin birbirini tutmuyor."
"Ne yani, asıl hepsine günahkâr demeyecek miyiz? Shun, biz burada görevdeyiz ve tanımadığımız herkes bizim düşmanımız! Bunu neden anlamak istemiyorsunuz! O adam yanınızdayken nasıl rahatça uykuya dalabiliyorsunuz?"
Akari, başını yere eğdi ve gözlerini sonuna kadar açtı.
"Peki o tavşanlar? Onları yiyen kişi Carl değilse neydi? Hangi canlı avının kemiklerini ve derisini ayıklayarak sadece yumuşak yerleri ile besleniyor? Bu kadar zeki bir canlı bu mağarada bizimle mi bulunuyor? En dikkatsiz olduğumuz anı mı gözetiyor? Bu canlı neden Carl olamıyor? Bize yardım etti diye mi? Cevap ver bana!"
Shun elini Akari'nin sırtına yerleştirdi.
"Belki de hatalı olan bizleriz. Belki dediğin gibi Carl gerçekten de günahkâr bir Bozer. Peki bizden ne yapmamızı istiyorsun? Onu öldürmeli miyiz? Suçlu olup olmadığını bilmeden onu öldürmeli miyiz?"
"Hatalı olan sizlersiniz ha öyle mi? Sizin iyiliğinizi düşündüğüm için sizden soyutlanmış mı oldum yani? Gerçekten de bu durumda tuhaf olan kişi ben miyim yani?"
Bulunduğu durum Akari'ye fazlasıyla absürt gelmişti ki kendi kendine kıkırdamaya başladı.
Akari ayağa kalkarak Shun ile tekrar göz göze geldi.
"Bana doğruyu söyleyin! Bu adama bu kadar güveniyor olamazsınız! Bir... Sadece bir şey..."
Shun'un gözleri biraz açıldı, derin bir nefes aldı ve konuştu
"Aslında benim de uyumadan önce kafama takılan bir şey olmuştu fakat Carl'a güvendiğim için üzerinde çok durmadım.Tavşanları yiyen canlı daha önce gördüğümüz o kar minyonu gibi zehri algılayabiliyor olabilir. Daha sonra kalan artıkları başka canlılar yemiş ve kemik parçaları temizlenmiş olabilir. Asıl merak ettiğim şey, neden o kadar mağara iblisi tek bir yerde toplanmıştı?"
Bu soruyu kendisine ikinci defa sorunca Shun'un tüyleri diken diken oldu.
"Acaba gerçekten de Carl'a fazla mı güveniyorduk?"
Akari'nin gözleri hızlı bir nefes verme ile kısıldı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Yani, bir iblisi bulması bile bu kadar zorken nasıl oldu da o kadar iblis bir araya gelmişti? Sadece onlardan düşen yüzükler ile Sarı aşamaya yükseldim. O anda bunu düşünecek vaktim yoktu fakat şimdi oldukça mantıksız geliyor. Hepsinin orada durması için çok önemli bir etken olmalı. O noktada ya ilgilerini çeken bir şey vardı..."
"Ya da mağaradaki bir şeyden korkuyorlardı."
Gözleri fal taşı gibi açılmış Akari, Shun'un ne demeye çalıştığını anlayınca sözünü keserek devamını getirdi. Shun, bir bulmaca çözmüş gibi sırıtarak Akari'nin sözünün devamını getirdi
"Bir şey onları daha da derinlere inemeyecek şekilde tehdit ediyordu. Öyle bir şey olmalı ki, baş edemeyecekleri kadar korkunç olmalı. Geri dönmeyecekleri şekilde, geldikleri yerde onları bekliyor olmalı."
Shun, kafasını Mike ile gülümseyerek sohbet eden Carl'a çevirdi.
"Akari, biz iblislerden hemen sonra kim ile karşılaştık?"
Akari'nin göz bebekleri titriyordu. Shun'un beklediği cevap başından beri yaşanan her şeyin habercisiydi. Bundan emindi.
Shun'un kendisinin bile şaşırdığı bu çıkarım sonucu Akari yavaşça kafasını Shun'un baktığı yöne, Mike ve yanında bulunan Carl'a çevirdi.
Kafasını çevirir çevirmez karşılaştığı sahne ile ruhunun derinliklerinden bir kükreme yükseldi.
"CARL SENİ ADİ HERİF!!"
———
"Ne dersin Mike, sence bugün çıkış yolunu buluyor muyuz?"
"Hem çıkış yolunu bulacağız, hem de bizi bu duruma sokan canavarın kafasını kopartacağız."
Mike, yüzünde kararlı bir gülümseme ile bağırarak kazancakları zaferi şimdiden ilan etti.
Carl, birkaç adım ileri gitti ve spiral yolun en kenarına gelince durup aşağı baktı. En aşağıda bulunan gedikler ve canlılar, yoğun sis nedeniyle görünmez olmuşlardı.
Mike, birkaç adım atarak Carl'ın yanına yaklaştı ve kollarını başının üzerine kaldırarak gerildi.
"Ahh evet, harika hissediyorum!"
Mike, gerilmeye devam ederken bir şeylerin ters gittiğini farketti ve gözlerini açtı. Topuğuna çok ağır bir acı hissetmesi ile bir anlık algılarını kaybetmesi bir olmuştu.
Carl'ın yeni bilenmiş kazması hızla savrularak Mike'ın ayak bileğine saplanmış, kazmasını bir kanca gibi kullanmış ve devasa cüsseli Mike'ı havada bir tur döndürerek ileri doğru itmişti.
Cildine ılık rüzgarlar vuruyor, saçları boşlukta süzülüyor ve mağaranın aşağısında kalmış olan sis bulutları gittikçe yaklaşıyordu.
Mike aşağı doğru son hızla düşüyordu.
"CARL SENİ ADİ HERİF!!"
Aşağı düşen Mike'a gülümseyerek bakan Carl, farkedildiğini anlayınca sakinliğini koruyarak gülümsemeye devam etti.
"Ne oldu Akari? Şüphelerin başından boşa-"
Suratına gelen anlık bir darbe ile Carl'ın sözü kesildi. Akari'nin rüzgar basıncıyla dolup taşan yumruğu onu onlarca metre uzağa fırlatmıştı.
Darbeden taşan rüzgarın etkisiyle etraftaki kar birikintileri havaya kalktı, etrafta geçici süreliğine bir kar bulutu oluştu.
Carl, son hızla fırlatılarak mağaradaki duvarlardan birine çarptı ve durdu. Çarpışmadan hemen önce kendi bedenine toprak manası uygulayarak dayanıklılık kazandırdı ve böylece et püresi olmanın önüne geçti.
Akari uzağa fırlamış Carl'ı boş verdi ver uçurumdan sarkarak aşağı baktı.
"Hk!"
Aşağıda, hızla uzaklaşan kızıl saçlı adamı sislerin içerisine girmeden önce son bir defa gördü.
Aşağıya, en aşağıya kadar düşüyordu. Bu mağarada karşılaştıkları en tehlikeli canlı olan kar timsahlarının havuzuna doğru hızla düşmeye devam ediyordu...
Shun ve Enma ellerine silahlarını alıp Carl'ın fırladığı yönü tarıyorlardı.
"Siktir..."
Akari, Mike'ı daha fazla göremeyince ayağa kalktı ve döndü. Gözleri endişe ve öfke içinde titriyordu.
"O öldü mü?"
Enma, iki eliyle kavradığı kılıcı ile gardını hiçbir şekilde bozmadan etrafı taramaya devam ediyordu.
Hemen ardından, kar bulutlarının derinliklerinden yeşil renkli ışıklar yükseldi. Bu bariz bir şekilde Carl isimli Bozer'in şifa lanetiydi.
Akari'nin darbesi ağır gelmiş olacak ki çenesi yamulmuş ve ağzından durduramayacağı seviyede kanlar taşıyordu.
Vücudunu son anda sertleştirdiği için teni altınımsı bir renk almıştı ve her yerinden sivri pul benzeri çıkıntılar oluşmuştu.
Çenesine yeterince şifa laneti uygulayınca eski haline döndü ve ifadesini hiç bozmadı.
"Hehe... Hehehege... İlk senin beynini deleceğim..."
*************************************************
