Kamp alanına vardıklarında güneş henüz yükseliyordu.
Ağaçların arasından süzülen sabah ışıkları, doğanın üzerine yumuşak bir örtü gibi yayılmıştı.
Alex araçtan iner inmez etrafına bakındı.
— Anne! Şuna bak!
Aşiyan gülümseyerek oğlunun gösterdiği yere baktı.
— Beğendin mi?
Alex heyecanla başını salladı.
— Çok!
Roselin de onların yanına geldi.
— Çadırları kurmadan önce biraz dolaşalım mı?
Aşiyan kabul etti.
Birlikte yürümeye başladılar.
Naten ise birkaç adım geriden onları izliyordu.
Aşiyan'ın yüzündeki huzuru fark etmişti.
Uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat görünüyordu.
Kadın derin bir nefes aldı.
Ağaçların arasından gelen temiz havayı içine çekti.
Bir an gözlerini kapattı.
Kendini hafif hissediyordu.
Sanki uzun zamandır omuzlarında taşıdığı ağır bir yükü yere bırakmıştı.
Alex elinden tuttu.
— Anne, yarış yapalım mı?
Aşiyan güldü.
— Hazır mısın kaybetmeye?
— Ben seni geçerim!
— O zaman göster bakalım.
İkisi koşmaya başladı.
Roselin kahkaha atarak arkalarından baktı.
Naten'in yüzünde de hafif bir gülümseme oluştu.
Aşiyan değişiyordu.
Artık sürekli geçmişi düşünmüyordu.
Artık kendisini suçlamıyordu.
Ve en önemlisi...
Kendisini yeniden keşfediyordu.
Öğle saatlerinde kamp alanında yemek hazırlanmaya başlandı.
Herkes bir işle uğraşıyordu.
Alex odun toplamaya çalışıyor, Roselin ona yardım ediyordu.
Aşiyan ise masanın üzerinde yiyecekleri hazırlıyordu.
Naten yanına geldi.
— Yardım edeyim.
Aşiyan başını kaldırıp ona baktı.
— Sen ne zaman yardım etmeye başladın?
Naten gülümsedi.
— Sen ne zaman yardım kabul etmeye başladın?
Aşiyan birkaç saniye sustu.
Sonra istemsizce güldü.
— Haklısın.
Naten yanındaki sandalyeye oturdu.
Bir süre sessizce çalıştılar.
Aralarında garip ama huzurlu bir sessizlik vardı.
Aşiyan ilk kez bir erkeğin yanında kendisini savunmak zorunda hissetmiyordu.
Naten ondan hiçbir şey istemiyordu.
Onu değiştirmeye çalışmıyordu.
Sadece yanında duruyordu.
Bu his Aşiyan için alışılmadık derecede güzeldi.
Akşam olduğunda kamp ateşi yakıldı.
Çocuklar ateşin çevresinde oyun oynarken yetişkinler sohbet ediyordu.
Aşiyan biraz geriye çekilip ateşi izledi.
Alex'in kahkahası uzaktan duyuluyordu.
Aşiyan'ın yüzüne küçük bir tebessüm yerleşti.
Tam o sırada Naten yanına oturdu.
— Mutlu musun?
Aşiyan soruyu duyunca ona baktı.
Bir süre cevap vermedi.
Sonra gözlerini ateşe çevirdi.
— Uzun zaman sonra ilk kez kendimi iyi hissediyorum.
Naten başını salladı.
— Bazen yeniden başlamak için önce bazı şeyleri geride bırakmak gerekir.
Aşiyan'ın gözleri doldu.
— Ya geride bıraktığın şey seni bırakmazsa?
Naten ona döndü.
— O zaman onun peşinden gitmesine izin vermezsin.
Aşiyan sustu.
Bu sözler düşündüğünden daha fazla dokunmuştu ona.
Aynı saatlerde Martin evde tek başına oturuyordu.
Salon karanlıktı.
Önündeki masada hâlâ o küçük kutu duruyordu.
Aşiyan'ın geri verdiği kolye...
Martin kutuyu açtı.
Kolye avucunun içinde kaldı.
Parmaklarını zincirin üzerinde gezdirdi.
Sonra gözlerini kapattı.
Aşiyan'ın yüzü zihninde belirdi.
Gülüşü...
Oğluna sarılışı...
Kendisinden uzaklaşırken söylediği sözler...
Martin başını geriye yasladı.
İlk kez korkuyordu.
Gerçekten korkuyordu.
Çünkü Aşiyan'ın artık kendisine ihtiyacı olmadığını fark etmişti.
Ve bu düşünce canını yakıyordu.
Telefonunu eline aldı.
Aşiyan'ın numarasını açtı.
Uzun süre ekrana baktı.
Aramak istedi.
Fakat parmağı arama tuşuna gitmedi.
Çünkü ne söyleyeceğini bilmiyordu.
Özür dilerim.
Bu iki kelime yeterli miydi?
Yıllarca verdiği kırgınlığı birkaç kelime silebilir miydi?
Hayır.
Martin telefonu masaya bıraktı.
Ayağa kalktı.
Pencerenin önüne geçti.
Uzaklara baktı.
— Seni kaybetmek istemiyorum, Aşiyan.
Sesi ilk kez bu kadar çaresizdi.
— Ama seni nasıl geri kazanacağımı da bilmiyorum.
Gece yarısına doğru kamp alanında herkes uyumaya hazırlanıyordu.
Aşiyan çadırın önünde oturmuş, gökyüzünü izliyordu.
Sayısız yıldız vardı.
Alex çoktan uyumuştu.
Aşiyan sessizce gökyüzüne baktı.
Bir zamanlar hayaller kurduğu günleri hatırladı.
Sonra Martin'i düşündü.
İçinde eskisi gibi bir acı oluşmadı.
Sadece derin bir yorgunluk hissetti.
Belki de artık onu sevmekten çok...
Kendini sevmeyi öğreniyordu.
Arkasından bir ses duyuldu.
— Uyuyamadın mı?
Aşiyan başını çevirdi.
Naten'di.
— Hayır.
Naten yanına oturdu.
İkisi de bir süre konuşmadı.
Sonra Naten sessizce sordu:
— Martin'i hâlâ seviyor musun?
Aşiyan'ın kalbi bir anlığına sıkıştı.
Bu soruyu kendisine defalarca sormuştu.
Ama ilk kez yüksek sesle cevap vermesi gerekiyordu.
— Bilmiyorum.
Naten onu dikkatle dinledi.
Aşiyan devam etti.
— Belki bir zamanlar sevdiğim adamı hâlâ seviyorumdur. Ama şu an karşımda duran adamı tanımıyorum.
Naten hiçbir şey söylemedi.
Aşiyan gözlerini gökyüzünden ayırmadan konuştu.
— Ve artık onun değişmesini beklemek istemiyorum.
Bu sözler ağzından çıktığında Aşiyan farkında olmadan bir karar vermişti.
Kendi hayatını artık başkasının davranışlarına göre şekillendirmeyecekti.
Ertesi sabah Aşiyan uyandığında telefonunda bir mesaj vardı.
Martin'den.
Mesajı açtı.
Tek bir cümle yazıyordu:
"Sen ve Alex benim için her şeysiniz. Bu kez sizi kaybetmemek için elimden geleni yapacağım."
Aşiyan ekrana uzun süre baktı.
Mesajı silmedi.
Ama cevap da vermedi.
Telefonu kapattı.
Çünkü artık sözlere değil...
Davranışlara inanıyordu.
Ve Martin'in bunu anlaması gerekiyordu.
Aşiyan artık eski Aşiyan değildi.
