Kumarhanenin en alt katındaki özel oda, ağır bir sigara dumanı ve ölümcül bir sessizlikle kuşatılmıştı. Barlas Soyder, elindeki viski bardağını masaya sertçe bıraktı; buz sesleri odada yankılandı. Bakışları, karşısında terden sırılsıklam olmuş Kemal'in üzerindeydi.
"Oyun bitti Kemal," dedi Barlas, sesi bir bıçak kadar soğuk ve keskindi. "Şimdi sadede gelelim. Paramı ver."
Kemal'in elleri titriyordu, gözlerini masadan kaldıramıyordu. "Barlas Bey... Ben... Ben hepsini kaybettim. Param yok, bitti. Her şey bitti," diye kekeledi.
Barlas, yüzünde hiçbir duygu kırıntısı olmadan yerinden kalktı. Ceketinin iç cebinden gümüş kabzalı silahını çıkardı, mermiyi namluya sürdü ve namluyu Kemal'in şakağına dayadı. Ölüm, namlunun ucunda soğuk bir nefes gibi bekliyordu.
"Benim masamda 'param bitti' cümlesinin karşılığı ölümdür," dedi Barlas fısıltıyla. "Son duanı et."
Kemal, can havliyle Barlas'ın ellerine kapandı, gözyaşları masadaki son kağıtlara karışıyordu. "Dur! Öldürme beni! Yalvarırım dur!" diye bağırdı.
Barlas parmağını tetiğe yerleştirdiğinde, Kemal o kan donduran teklifi hıçkırıklar içinde haykırdı:
"Öldürme beni... Benim bir kızım var. Erva... Borcumun karşılığında kızım senin olsun! Al onu, ne istiyorsan yap ama canımı bağışla!"
Barlas duraksadı. Namlunun soğukluğu hâlâ Kemal'in tenindeydi ama Barlas'ın dudaklarında karanlık, memnun bir gülümseme belirdi. Silahı yavaşça indirdi ve koltuğuna geri yaslandı.
"Bir kızın var demek..." dedi Barlas, gözlerini kısarak. "Güzel. Bir hayat, bir borcu öder. Hazırlan Kemal, bu gece kızını almaya geliyoruz."
