Cherreads

Chronicles coming from space(Türkçe)

fewnap
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
119
Views
VIEW MORE

Chapter 1 - Küresel yokoluş

Tüm düzenin monotonlaştığı ve çoktan kirelendiği bu dünyada, olağan dışı hiçbir olgu yoktur. Kuşlar uçar, böcekler cızılar, zengin, fakiri; güçlü, güçsüzü ezer. Bu dünyanın düzenine alışmakta ve en kötü yollarla öğrenmekte olan 14 yaşındaki Park Jin-sieon sıradan ortaokul öğrencisidir, ta ki bir gün Güney Kore yarım adasındaki tüm ışıklar kapandığında ve güneş yerini aya bıraktığında her şey aniden değişir.

Park Jin-sieon yine isteksiz bir sabaha 13 yaşında ortaokula yeni geçmiş kız kardeşi Park Yuna ile kavga ederek başlamıştır. Her zamanki gibi sesten ve kargaşadan rahatsız olan annesi Park Jihye, ikisine de sinirli tonda seslenerek kahvaltı yapmalarını aksi taktirde okula geç kalacaklarını söylemiştir.

İkisi de bir anlığına kavgayı bırakarak aşağıya inerler, yüzlerinde hırpalanmanın izleri hâlâ sıcağı sıcağına duruyordur. Birbirleriyle sürekli atışarak yemeklerini yedikten sonra yolları kapının önünde iki zıt yöne ayrılır. Okuluna doğru yürüyen Jin-sieon, neredeyse yolu bitirmişken arkasından bir ses duyar.

Yine başlıyor…

Hey, otaku-sieon bugün bize neler alıyorsun?

Jin çoktan kim olduğunu bilerek arkasına döner.

Tabii ki o… belki bugün gelmezler diye ümit etmiştim… ne aptalca bir umut…

Bu, lise hayatı boyunca onu yalnız bırakmayan, onu sürekli zorbalayan, döven ve parasını çalan Wooseok-shin'den başkası değildir.

Jin saf korkuyla dolu gözlerle Wooseok-shin'e baktığında peşinden gelmekte olan arkadaş grubu ve aynı Wooseok gibi Jin'i zorbalayan arkadaşları; Sangmin-yoo, Taemin-song ve Narin Chae'dir. Jin yere bakarak titrek ve korkmuş bir sesle "Yine benden ne istiyorsunuz?" der.

Sadece alacaklarını ver… tepki verme… bitmesi daha hızlı olur…

Bu cevabı beklemeyen ve laubali bulan Wooseok, alaycı bir ifadeyle "Ne zamandan beri bize cevap verebiliyorsun?" der ve aynı zamanda Jin'in kafasına, elinin içiyle sert bir şekilde vurur.

Jin yere düşerken—

Ağlama… tepki verme… belki tepki vermezsem daha hızlı biter…

Etraftakiler endişeli gözlerle bakar ama kimse Jin'e yardım etmeyi aklından geçirmez. Bazıları, Jin'in güçsüz ve fakir olduğu için bunu hak ettiğine bile inanır.

Tabii ki hak ediyorlar… dünyayı başka türlü gören yok. Buradaki herkes sadece kendini düşünüyor…

Hem zaten bu dünyanın bu kadar kirli olmasının sebebi kendini beğenmiş, gücün ve paranın her şeye yetebileceğine inanan ruhu ve insanlığı çürümüş insanlardan oluşmasından dolayı değil midir?

Ve ben sadece görünmez bir noktayım… bir şey yapana kadar kimse umursamaz…

Jin'in tüm günü zorbalanarak geçmektedir. Öğlen arası olduğunda da ekmekçilik yapmaktadır, ama tek değildir; en yakın arkadaşı Jiwo ile birliktedir. İkilerinin de kaderinde zorbalanmak vardır. Zorbalanırken bile birlikte olan bu çift ne kadar birbirlerine güvenseler de zıtlaşmadan duramazlar.

Neden hep böyle? Neden kimse umursamıyor?

Öğlen arası artık bitmiştir ve son derstedirler. Jin kendini uykuya kaptırmış, kendi halinde etraftan soyutlanmıştır.

Jin rüyasında dev bir asteroidin gökyüzünü yarıp dünyaya doğru ilerlediğini görür. Asteroid bulutları deler ve dünyaya çarpar; etkisi tüm gezegeni sarsar, şehirleri harabeye çevirir. Asteroidden çıkan canavarlar her yöne yayılır. Gökyüzü kararır, alevler yükselir, çığlıklar yankılanır. Medeniyet birkaç dakika içinde çöker ve dünya tamamen kaosa sürüklenir.

Evet… her şey yanmalı… belki dünya bunu hak ediyor…

Tam o sırada asteroidin etkisiyle her şeyin yıkımı zirveye ulaşırken, şiddetli bir sesle Jin gerçek dünyaya döner.

Wooseok'un eli Jin'in masasına, tam başının yanına sert bir şekilde vurur.

Gerçek mi… hala rüya mı… hayır, gerçek bu…

Başını bir hışım ve korkuyla kaldıran, hiç bir şeyin farkında olmayan Jin etrafına anlamaz gözlerle bakar. Tam o sırada etrafında Wooseok ve arkadaşlarını görür. Daha hiç bir şey yapamadan ve tepki veremeden, yüzüne yediği sert bir tokatla yere düşer.

Neden hep ben…?

Uykucu otaku derste bile aylaklık mı yapıyor? Ne sorumsuzluk ama. Der Wooseok.

Wooseok'un yaptığı ve dediği şeylerden cesaret bulan Narin Chae, "Eminim hayatı boyunca eline kız eli bile değmemiştir," der.

Kapa çeneni… sadece beni rahat bırak…

Jin'i aşağıladığını düşünerek egosunu tatmin eden Narin, Jin'in seviyesine eğilerek saçlarını acıtacak şekilde tutar. Jin'in yüzü acı dolu bir ifade almışken, Narin durmaz, sert bir tokat atar. Bununla da tatmin olmayan Narin çiğnediği sakızı Jin'in saçlarına yapıştırır ve "Fakirlerin hakettiği muamele budur, eminim annesi o sakızı bile alamıyordur," der gülerek ve uzaklaşır.

Hatırlayacağım… buradaki her yüzü… her hakareti…

Taemin-song'u çok heyecanlandırmış olacak ki Narin'e arkasından sarılarak, "Çok haklısın güzelim, güçsüz ve fakirler için zengin ve güçlülerden dayak yemek bir lütuf gibidir," der.

Bir gün… güçlü olacağım… ve görecekler… Öğretmenler bu durumun farkındadır ama görmezden gelirler, zorundadırlar. Taemin'in babası çok ünlü ve adı duyulan bir avukattır ve okulu dava ederse okulu kapattıracak kozlara sahiptir, Wookseok'un babası ise çok zengin bir iş adamıdır ve okula çok bağış yapmıştır. Müdür bu bağışların kesilmesini göze alamaz, çünkü o da her otorite sahibi insan gibi aç gözlü ve doyumsuzdur.

Wookseok'un yüzü aniden babasından gelen bir aramayı fark etmesiyle düşer telefonu açtıktan sonra yüzündeki ifade bir anda telaşlanmış bir ifadeyle döner. İşi çıktığını söyleyip gider ve diğerleri de onu takip eder.

Bütün bu kargaşada Sangmin-yoo boş durmsmış ve jiwoyu tartaklamıştır. Herkes gittiğinde sınıftaki tek kişiler; Jin ve Jiwodur. Bir anlığına göz göze gelen ikili rahatlamaya nefes verir, ayağa kalkarlar, sınıf kapısının önünde aralarında bir gün lisenin biteceğini ve tüm bunların sona ereceğini konuşurlar.

-şu şerefsizler yüzünden üniversite sınavına hazırlanmak bile daha zor, okulda rahat ettirmiyorlar ve eve gittiğimde yediğim dayaklardan dolayı her yerim ağrıyor. Der Jiwo

-hiç sorma oyun oynamaya bile mecalim kalmıyor, üstelik tek yapmam gereken oturup klavye ve mouse kullanmak. Ona bile mecalim kalmıyor. Diye cevaplar Jin Ahh... Ciddi misin" der gibi Jin'e bakar ve aklından "Benimle dalga mı geçiyosun amk" diye geçirir. En sonunda eve birlikte yürürler.

Artık yollarının ayrılma vakti gelmiştir, vedalaşırlar. Jin karşıdan karşıya geçerken, ellerinde poşetlerle yi eğmeye çalışan mahalleden de tanıdığı Kyungmini görür. Hemen yanına gider ve yardım teklif eder "yardım edeyim istersen" diyerek. Lee-kyungmin kabul eder ve poşetleri onın evine kadar taşırlar. Kyungmin, Jin'i yolcu eder.

Kyungmin aslında bir zamanlar hayat dolu, günlerini ailesiyle geçiren biriydi, ancak 7 yıl önce bir kaza oldu ve tüm ailesini kaybetti; karısı, küçük kızı ve oğlu... Hastane odasında yaraları hâlâ sızlarken aldığı ölüm haberlerinden itibaren kendini dünyadan soyutlamış, birikimlerini kullanarak sadece yaşıyordur. Hayatında kimseye yer olmayan Kyungmin için Jin, karanlığın içinde parlayan kaynaksız ışık gibidir. Çünkü Jin kendini kaybetmiş ve kimseden empati beklemeyen Kyungmin'in içinde küçük de olsa umut kıvılcımı yaratmıştır, hayata geri atılmak için bir kıvılcım ve yıkıp gitmiş, yaşanamamış hayallerin tekrar inşa edilebileceğine karşı bir umut...

Jin eve geldiğinde sütlü gevrek hazırlayarak hemen odasına çıkar ve bilgisayarının başına oturur. Aslında Jin oyun oynamaktan çok keyif alır ve gerçekten iyidir.

Burada kontrol bende… burada güçlü hissediyorum… sadece burada…

Gece olana, tüm ışıklar kapanana ve güneş yerini aya bırakana kadar oyun oynar. Artık uykusu geldiğinde yatağına yatar ve uyur.

Ama o sırada kim olduğu bilinmez dünya dışı üst bir varlık, dünyanın kaderine yazılmış bir kehaneti durdurmak için, dünyaya kötülük ve karanlıkla donatılmış bir asteroid yollar.

Tüm Dünyanın yaşam şekli ve Dünya üzerindeki herkesin yaşama karşı bakış açısını değiştirmek üzere olan kötücül yaratık ve kaynağı belirsiz güçlerle donatılmış asteroid atmosfere girmek üzeredir, öyle ki yaydığı kötücül parazit ve öz alanı, tüm uydu radar sistemlerine karşı kendini görünmez yapmış, atmosfere çoktan girişmişti.

Asteroit atmosfere girmesiyle küçük parçalara ayrılmıştır ve gerçek anlamda dünyaya yıkımı tattırıyordur. Asteroit Jin'in yaşadığı Gwanak-gu bölgesine düşer. Tamamen bir izdiham olan Gwanak-gu bölgesi tamamen yok olmuştur, taş taş üstünde kalmamıştır. Tam o sırada asteroitten bilinmeyen gazlar ve yaratıklar çıkar, insanlar katledilmeye başlamıştır.

Bu sırada canlı yayın yapan bir haber spikeri şöyle der:

"Hayatımda hiç görmediğim varlıklar ve yıkımı getiren bu asteroit sanki filmden çıkmış gibi, dünyanın sonu nasıl olacak bilmiyorum ama Güney Kore'nin sonu çok kötü olacak."

Bu sözlerin bitmesiyle birlikte halk arasından biri, içinde bilinmeyen bir sıcaklık ve tüm vücudunda karıncalanma hisseder. Bedeni hayatta kalma içgüdüsüyle harekete geçer, tıpkı köşeye sıkışmış bir kaplan gibi… Önünde bir Ork grubu vardır ve tüm gücüyle saldırır. Daha ne olup bittiğini anlayamadan 3 ork da ölmüştür; kısaca üzerlerine doğru olabildiğince hızlı atılmış, üçünü de ani bir hareketle boyunlarını kırarak öldürmüştür, öyle ki kimsenin gözleri ne adamın hareketlerini ne de saldırısını seçememiştir.

Ben… ben bunu nasıl yaptım…?

Ama o adam türünün tek örneği değildir; onunla birlikte dünyanın dört bir yanında aynısı olmaya başladı. İnsanlar önce vücutlarına yayılan bir sıcaklık hissediyor, hemen ardından vücutları karıncalanıyordur, sonucunda ise akıl almaz özelliklere sahip oluyorlardır.

Bu sırada Jin, asteroitten düşen bir parçanın karın boşluğuna saplanmasının verdiği acıyla uyanır. Hemen karşısında babası Park Seo-jin vardır. Bulanık gözlerle babasına bakarken, babası bir hışımla Jin'e doğru atılır, kaptığı gibi evden dışarı, kardeşinin yanına götürür.

Baba… ne oluyor…?

İçeriden Jihye'nin sesini duyan babası koşarak gider ama eve girmesiyle ev yıkılır. Seo-jin ve Jihye ölür. Yuna şaşırma, üzüntü ve şokun etkisiyle, elleriyle yüzünü kapatmak dışında hiçbir şey yapamaz. Tam o sırada karşıda 3 Barg belirir.

Hayır… bu olamaz… her şey… bitti mi…?