Cherreads

Chapter 4 - 4.Bölüm: Karanlık Geri Baktığında

Karanlık ağaçların arasına ağır ağır çöktü. Gölgeler önce uzadı, sonra birbirine karıştı; bir süre sonra yol seçilemez oldu. Önünde artık yalnızca siyaha çalan bir derinlik vardı.

İlyara etrafı ayırt etmekte zorlanıyordu. Bedeni bu tempoya daha fazla dayanamayacak gibiydi. Başındaki zonklama yeniden şiddetlendi; her adımı biraz daha ağırlaşıyordu.

Ayağı sert bir taşa takıldı. Dengesini kaybetti ve dudaklarından bastırılmış bir küfür döküldü. Son anda bir ağacın gövdesine tutunarak düşmekten kurtuldu.

Kalbi hızlandı. Bir süre olduğu yerde durup derin nefesler aldı.

Bu şekilde daha ne kadar yürüyebilirdi?

Açlık ve susuzluk artık dayanılmaz hâle geliyordu.

Üniformalı hiç yorulmamış gibiydi. Aynı tempoda, aynı kararlılıkla ilerliyordu.

İlyara onun başını hafifçe yana çevirdiğini gördü.

Duymuştu.

Göğsüne ani bir sıcaklık yayıldı; kalbi daha da hızlandı. Adımlarını istemsizce yavaşlattı.

Kendini ele vermiş miydi?

Bu düşünce içini kemirdi. Onu takip ederek hata yapmış olabileceği ilk kez bu kadar net hissettirdi.

Tam o sırada üniformalı aniden durdu.

İlyara'nın zihni boşaldı. Adamın kendisine döneceğinden neredeyse emindi. Kasları gerildi.

Ama üniformalı başka bir yöne yöneldi.

İlyara, içinden yükselen rahatlamayı bastıramadı; o kadar keskin geldi ki neredeyse utandı.

Adam daha sık ağaçların olduğu karanlık bir bölgeye girdi ve adımlarını hafifçe hızlandırdı.

İlyara kaşlarını çattı.

Neden hızlanıyordu?

Onu geride bırakmak mı istiyordu?

İlyara istemeden adımlarını büyüttü. Başındaki ağrı şiddetlendi ama geri kalmak istemedi.

Bir süre sonra üniformalının durduğunu gördü. Adam eğilmişti; yerden kuru dallar topluyordu.

İlyara üşüyen kollarını ovuştururken onu dikkatle izledi. Rüzgârın uğultusuna dalların birbirine sürtünme sesi karıştı. Üniformalı hızlı ve düzenli hareketlerle küçük bir alan açtı, birkaç taşı yan yana dizdi. Kısa süre sonra taşların arasından kıvılcım sıçradı.

Alev yavaş yavaş yükseldi, karanlığın içindeki küçük alanı aydınlattı.

İlyara ateşi görünce içinden sessiz bir rahatlama geçti. En azından ısınabilecekti.

Ama o varken nasıl yaklaşacaktı?

Kısa bir tereddütten sonra, adamdan mümkün olduğunca uzak ama ateşe yeterince yakın bir taşa oturdu. Ellerini dizlerinin üzerine koydu ve nefesini düzenlemeye çalıştı.

Ateşin ışığı üniformalının yüzünü kesik kesik aydınlatıyordu. Gölgesi ağaç gövdelerine uzuyor, hareket ettikçe büyüyüp küçülüyordu.

Bu ışıkta daha da heybetli görünüyordu; omuzları geniş, duruşu sertti. İçinde en küçük bir tereddüt izine rastlanmıyordu.

Ormanın uğultusu sanki onu hiç ilgilendirmiyordu.

Adam aniden doğrulunca İlyara irkildi. Göğsü sıkıştı.

Ama yalnızca kuru bir dalı kırmıştı.

Bunu fark etmesine rağmen kasları gevşemedi.

Üniformalı ateşe bir parça daha attı. Ardından elini kılıcının kabzasına koydu. Oturmadı; ayakta kaldı ve karanlığa doğru bakmaya devam etti.

Sanki bir şey bekliyordu.

İlyara istemeden gözlerini karanlığa çevirdi.

Neye bakıyordu?

Birden karanlığa doğru ilerledi. Ağaçların arasına daldı ve kısa sürede gözden kayboldu.

İlyara'nın içi huzursuzca kıpırdadı. Gözlerini o yöne sabitledi.

Onu burada yalnız bırakmasından korktuğunu fark etti.

Bu düşünce dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme oluşturdu. Az önce şahit olduğu her şeye rağmen, yokluğu onu daha fazla tedirgin ediyordu.

Ateşin çıtırtısı dışında orman neredeyse tamamen susmuştu. Zaman ağırlaştı. Üniformalının kaybolduğu yere baktı ama ağaçların arasında hiçbir şey seçemedi.

Tam ayağa kalkmaya karar verdiği sırada çalıların arasında bir hareket oldu. Omuzları gerildi.

Karanlıktan bir siluet çıktı.

Üniformalıydı.

Ellerinden bir şeyler sarkıyordu. Ay ışığına yaklaştığında parmaklarının kana bulanmış olduğunu gördü. Koyu, neredeyse siyaha çalan bir ıslaklık bileklerine kadar uzanıyordu.

İlyara'nın gözleri büyüdü. Bir adım geri çekildi.

Sonra elindekileri seçebildi.

İki ölü tavşan.

Kulakları gevşekçe sallanıyor, bedenleri hareketsizce aşağı sarkıyordu.

Üniformalı ona bakmadan ateşe yöneldi. Tavşanları yere bıraktı. Cebinden küçük bir bıçak çıkardı ve sakin, alışılmış hareketlerle derilerini yüzmeye başladı. Bıçağın ete sürtünme sesi gecenin sessizliğinde belirginleşti.

İlyara bakmamaya çalıştı. Ama gözleri istemsizce o harekete kaydı. Derinin sıyrılışı, koyu kanın toprağa karışı, çıplak etin ateşe bırakılışı… Kısa süre sonra yanık et kokusu havaya yayıldı.

Midesi kasıldı.

Açlıktan mı, gördüklerinden mi olduğunu ayırt edemedi.

Tam o sırada karnı guruldadı.

Sessizlikte fazlasıyla belirgin geldi.

Üniformalı başını hafifçe çevirip ona baktı. Bakışı ne uzun sürdü ne de kaçamaktı.

İlyara utanarak kollarını karnının etrafına sardı; açlığını saklamaya çalışıyormuş gibi.

Adam tavşanlardan birini aldı ve sakince yemeye başladı. Çiğneme sesi, arada bir kemiklerin çatırdaması ateşin çıtırtısına karışıyordu. Ardından kemerine asılı deri matarayı çıkarıp uzun bir yudum aldı.

İlyara, boğazının hareketini izlediğini fark edince bakışlarını kaçırdı. Ağzı kurumuştu. Dili damağına yapışıyordu.

Adam yemeğini bitirdi. Elinin tersiyle ağzını sildi, sonra ayağa kalktı. Kılıcını kınıyla birlikte kemerinden çıkarıp yanına koydu. Ateşe sırtını dönerek yere uzandı.

Sırtı İlyara'ya dönüktü.

Omuzları hareketsizdi; nefesi ağır ama düzenliydi.

İlyara bir süre kıpırdamadan oturdu. Gözleri ateşteki diğer tavşana kaydı. Artık adamın ne düşündüğünü ya da ne yapabileceğini değil, yalnızca o eti düşünüyordu.

Yavaşça ayağa kalktı. Çıtırdayan bir dala basmamaya özen göstererek ateşe doğru ilerledi. Üniformalının gerçekten uyuyup uyumadığını anlamaya çalıştı ama yüzünü göremiyordu; sırtı hâlâ ona dönüktü.

Ateşin yanına çömeldi. Bir an tereddüt etti.

Sonra tavşanı aldı.

Beklemeden yemeye başladı. Et sıcaktı, ağzını yaktı ama umursamadı. Yağ çenesinden süzüldü. Uzun zamandır bu kadar aç kalmamıştı.

Son lokmayı yuttuğunda matarayı fark etti. Elini uzatmadan önce başını çevirip üniformalıya baktı. Adam kıpırdamıyordu.

Matarayı aldı, kapağını açtı ve uzun uzun içti. Soğuk su boğazından aşağı inerken içindeki kuruluğu söndürdü.

Matarayı dikkatlice yerine bıraktı.

Ayağa kalktı ve ateşin diğer tarafına geçip yere uzandı. Alevler aralarında ince bir perde gibi duruyordu.

Bir süre onu izledi.

Tam gözlerini kapatacakken üniformalının omzu hafifçe kıpırdadı.

İlyara'nın bedeni bir anda gerildi. Nefesini tuttu.

Adamın eli yerde duran kılıcın kabzasına doğru kaydı. Yalnızca bir anlığına. Sonra durdu.

Omuzları yeniden gevşedi. Nefesi ağır ve düzenliydi.

Uyuyor muydu, yoksa uykuda bile temkinli miydi, ayırt edemedi.

Bu adamın yanında uyumak gerçekten akıllıca mıydı?

Bir süre daha bekledi. Başka bir hareket olmayınca yavaşça arkasını döndü.

Ateşin sıcaklığı sırtını ısıtıyordu ama içindeki tedirginlik dağılmamıştı.

Yorgunluk sonunda ağır bastı.

Ve gözlerini kapadı.

---

 

Ateşin sıcaklığına rağmen İlyara'nın bedeni gevşemedi. Uykuya dalışı ani olmadı; düşünceler bulanıklaştı, sesler yavaş yavaş uzaklaştı.

Bir süre sonra kendini ayakta bulduğunu hissetti.

Toprak ayaklarının altında soğuk ve nemliydi. Burnuna ağır, metalik bir koku doldu.

Başını indirdiğinde yerde yatan bir beden gördü. Yüzü yana dönüktü. Tanıdık geliyordu ama nereden hatırladığını çıkaramıyordu.

Ellerine baktı.

Parmaklarının arası kana bulanmıştı. Kan hâlâ ıslaktı; avuç içlerine kadar yayılmıştı.

Bir adım geri çekildi.

Tam o sırada yerdeki adam kıpırdadı.

İlyara'nın nefesi kesildi. Adam yavaşça başını çevirdi.

Gözleri açıktı.

Ama o gözlerde beyaz yoktu, iris yoktu. Işık yutmayan, derin bir siyahlık vardı.

Bakışı doğrudan üzerine sabitlendi.

İlyara gözlerini kaçırmak istedi.

Ama yapamadı.

Karanlık büyüyordu. Bakışın içi genişliyor, derinleşiyor ve onu içine çekiyordu sanki. Ayaklarının altındaki zemin kaymaya başladı. Düşmedi ama aşağı doğru sürüklendiğini hissetti.

Nefesi daraldı. Göğsü sıkıştı.

Korku bir anda büyüdü; kontrol edemediği, açıklayamadığı, kaçamadığı bir korku. Etrafındaki her şey silikleşti. Yalnızca o ve o dipsiz boşluk kalmıştı.

Çığlık atmak istedi. Ağzını açtı ama ses çıkmadı. Sanki karanlık, sesini de içine çekmişti.

Tam o anda omzunda sert bir baskı hissetti.

Sıcaktı. Gerçekti.

Boşluk çatlar gibi oldu. Karanlık geri çekildi.

İlyara gözlerini bir anda açtı. Nefesi kontrolsüzdü; göğsü hızla inip kalkıyordu. Ateşin ışığı gözlerini kamaştırdı. Birkaç saniye nerede olduğunu anlamaya çalıştı.

Başucunda üniformalıyı gördü. Dizlerinin üzerine çökmüştü, başı hafifçe öne eğikti. Nefesi ağır ve düzensizdi; sanki az önce uzun bir mesafe koşmuş gibi. Omuzları her solukta hafifçe yükselip iniyordu.

İlyara şaşkınlıkla ona baktı.

"İyi misin?" diye sorduğunda sesi hâlâ titriyordu.

Adam cevap vermedi. Yalnızca nefes almaya devam etti.

İlyara bir an tereddüt etti. Sonra elini uzattı ve bu kez o, adamın omzuna dokundu.

Dokunduğu anda üniformalı irkildi. Refleksle elini iterek onu kendinden uzaklaştırdı.

İlyara bir adım sendeledi.

Adam başını kaldırdı.

Göz göze geldiler.

İlyara dondu.

O gözler ilk kez farklıydı. Donuk değildi. Boş da değildi. İçlerinde kısa, kontrolsüz bir şey parladı.

Bu korku muydu?

Nefesi yavaşça düzene girdi. Kaşları hafifçe çatıldı. Yüzüne o tanıdık soğukluk geri yerleşti.

Adam ayağa kalktı.

Hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp uzaklaştı.

İlyara'nın kalbi hâlâ hızlı atıyordu.

Parmaklarına baktı. Açıp kapattı. Avuç içini çevirdi. Derisinde bir iz var mıymış gibi inceledi.

Hiçbir şey yoktu.

Omzuna dokundu. Orada hâlâ sıcak bir baskı hissi kalmıştı.

Ateşin çıtırtısı dikkatini çekti. Alevler küçülüyordu.

Gökyüzü aydınlanmaya başlamıştı.

Yola koyulmalıydı.

More Chapters