Cherreads

Size Sevginin Ne Olduğunu Öğreteceğim...

ÇAĞRI_ELBÜKEN
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
180
Views
VIEW MORE

Chapter 1 - SABIR...

Akame Yua, Dışarıdan bakınca sessiz olan ve annesiyle babasıyla yaşayan son derece sakin bir kızdı. Kimseyle bir derdi yoktu. Lise boyunca takıntı haline getirdiği bir aşkı vardı. Hiç kimseye söylemeden içinden yaşamıştı bu aşkını... Senji Kakudo denen Çocuğa yaklaşık 2 senedir deliler gibi sevgi besliyordu. Japonya'da Shibuya şehrinin en iyi okulunda okuyordu İkiside... Senji Kakudo ise 1.80 boyunda siyah saçlı ve beyaz tenli oldukça okulda popüler olan bir öğrenciydi. Çalışkandı ve genelde hep kıskanılan taraftaydı. Akame, her zaman, kedi kulağına benzer bir toka takarak tatlı bir görünüme sahip olmuştu. Onu diğer insanlardan ayıran ise, hiçbir insanda olmayacak kadar nadir olan gerçek kırmızı renkte olan gözleriydi. 26 Ekim günüydü.

Akame yine basketbol sahasında top sektirip, kızlar ve erkekler karışık basketbol oynayan Senji Kakudo'yu izliyordu. Bu sırada yanına en sevdiği arkadaşı Luna Maki oturdu. Luna, Akame'nin, Uzun, dümdüz ve gümüşi beyaz tonlarında ki saçları Alnını tamamen kapatan yoğun bir kâkül yapısı ve En dikkat çekici özelliği, parlayan yoğun kırmızı tonlarındaki iri gözleri... Bunları hep kıskanmıştı ama bunları ilgi çekici bularak, Akame gibi bir arkadaşı olduğundan hep şanslı olduğunu düşünmüştü.

"Hoşgeldin Luna..."

Luna gülümseyerek cevap verdi;

"Hoşbulduk aşkım..."

İkisi birlikte oturup sohpet etmeye başlayacak iken bir anda basketbol sahasının olduğu bölgeden bir kız çığlığı yükseldi. Her şey sadece 30 saniye içerisinde olmuştu. Senji'nin kafasında koskacaman bir yarık açılmış gözü parçalanmıştı. Zor yutkunuyor ve hatta bayılmamak için bilincini açık tutmaya çalışıyordu... Tabi bu sadece 15 saniye gibi kısa bir süre olmuştu. Ardından gözlerini kapattı ve bayıldı. Akame Yua daha ne olduğunu bile anlamadan koşarak basketbol sahasına girdi. Fakat diğer öğrenciler gibi sadece uzaktan izleyebiliyordu. Titriyor ve hatta bu titreme hıçkırıklı bir ağlamayı da yanında getiriyordu. Akame içinden geçirdi;

"30 saniye... 30 saniye gözümü ayırdım. O 30 saniye de ne olmuş olabilir!?"

Akame'nin dizleri yere değdi. Dizleri yere değdiğinde ise etraftaki çığlıklar ve koşuşturma sesleri bir anlığına kulaklarında boğuldu. Sadece Senji'nin yüzü vardı. Alnından şakaklarına doğru inen o derin yarık, kemik görünecek kadar açılmıştı. Sol gözünün üst kapağı yırtılmış, göz küresi dışarı doğru hafifçe taşmıştı; kanlı bir jelatin parçası gibi sarkıyordu. Burnundan ve ağzından pembe köpükler çıkıyordu. Nefes alış verişi düzensiz, hırıltılı ve çok çok zayıftı. Dokunmak için elini uzattı...

Luna Maki arkasından yakaladı kolunu.

"Yua… Yua dur, ambulans çağırdılar, bırak dokunma-"

Akame'nin başı yavaşça Luna'ya döndü. Kırmızı gözleri o an… bomboştu. Luna sanki başka birisine baktığını iliklerine kadar hissetmişti...

Sanki içindeki bütün ışık sönmüş, sadece karanlık kalmıştı. Ama dudakları kıpırdandı, sesi o kadar alçaktı ki Luna bile zor duydu:

"30 saniye."

Luna kaşlarını çattı.

"Ne?"

"30 saniye… gözümü ayırdım. Ve o… o…"

Akame'nin sesi çatallandı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken bile gülümsemeye çalışıyordu o küçük, kırık, hasta bir gülümseme. Dişleri birbirine vuruyordu.

Basket sahasının kenarındaki demir korkulukların arasında üç siluet duruyordu.

En önde, uzun boylu, sarı saçlı çocuk okulun "kralı" olarak görülen Souta Tanaka. Yanında iki yandaşı:

Kısa kesilmiş saçlı Kenji ve her zaman gülüşü eksik olmayan ama şimdi suratı bembeyaz olan Taiga...

Souta'nın elinde hâlâ basketbol topu vardı.

Ama topun derisi kan lekesiyle kaplıydı.

Çünkü topu Senji'nin kafasına öyle bir hızla vurmuştu ki, topun dikiş izleri bile yaranın kenarlarında belli oluyordu.

"Kazaydı lan. Top sektirirken elimden kaydı. Ne var bunda?"

Etraftaki bazı öğrenciler başlarını salladı. Bazıları telefonlarını indirdi. Bazıları uzaklaştı. Kimse Souta'ya karşı çıkmadı.

Akame'nin kulakları aniden dikildi. Söylediklerini duymuştu. Zaten her zaman Souta Tanaka'dan nefret etmişti. Kafasını kaldırıp onun elindeki kanlı topu gördü...

İçinden tek bir düşünce geçti, soğuk ve bıçak gibi:

"Kaza... Mıydı?"

Ambulans sirenleri uzaktan duyulmaya başladı.

Akame yavaşça ayağa kalktı.

Titremesi kesilmişti.

Gözyaşları kurumuş, yerine donuk bir ifade gelmişti.

Luna endişeyle kolunu sıktı.

"Yua… sen iyi misin?"

Akame cevap vermedi.

Sadece bakışlarını Southa Tanaka'ya dikti.

30 metre öteden bile o kırmızı gözlerin içindeki ateş hissediliyordu.

Taiga, Souta'ya döndü;

"Gitmemiz lazım... Adamın ölümüne bile sebep olmuş olabiliriz. Yavaş yavaş uzayalım biz..."

Akame onlara doğru bir adım attı... Bir adım daha... Bir adım daha... Taki bu aralarında 2 adımlık mesafe bırakana kadar sürmüştü. Akame önlerinde durdu ve buz gibi bir sesle sordu;

"Tam olarak... Ne oldu?"

Sesi o kadar soğuk çıkmıştı ki, birkaç saniye kimse yutkunamamıştı... En sonunda Souta Tanaka konuştu;

"Top... Ona yanlışlıkla çarptı. Sonrasında ise kafasını demire vur-"

Akame bağırdı;

"Senden istediklerini anlatmanı değil, Gerçekleri anlatmanı istedim!!"

Souta'nın egosu ister istemez alt üst olmuştu. Hiçbir şey diyemiyordu. Anlattıklarının gerçek olmadığı yüzünden anlaşıyordu. Tam bu sırada Senji Kakudo sedyeye alınıp götürülmeye başlanmıştı. Akame bunu fark edip döndü ve ona doğru koşmaya başladı. Tam dibinde durdu ve onun durumuna baktı. Göz küresinin dışarıya doğru taşmış olması ve alnından şakaklarına inen o büyük yarık, onun durumunun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyordu. Akame daha fazla dayanamadı ve bir çığlık attı. Herkes ona bakıyordu. Neden bu kadar sessiz olan bir kız, bir çocuğun durumuna bu kadar ağlıyordu ki? Bunlar düşünülürken, Senji Kakudo çoktan ambulansa binidirilmiş ve yola çıkmıştı...

Akame, o gün başka hiçbir şey yapamamıştı. Eve gitti ve yatağına uzandı. Sevdiği çocuğun sabah ki durumu tekrar tekrar gözlerinin önüne geliyordu. Uyuyamamıştı. Kırmızı gözlerinden ilk defa bu kadar berrak bir göz yaşı akıyordu. Ağlamaları hıçkırık ile karışmıştı. İlk defa birisini takıntılı olacak kadar sevmiş, ayrıca ne kadar takıntılı bir aşk olsa da bunu ona göstermeden yapmıştı. İçinden geçirdi;

"Neden tanrım... Neden... Ona bir şey olacak olursa..."

Sözünü bitiremedi ve yastığını yumrukladı. Annesi Sakura Yua'nın sesi kapının ardından duyuldu;

"Akame okuldan geldiğinden beri odandan çıkmadın ve sürekli ağlama seslerin geliyor. İyi misin bir tanem?"

Akame bağırdı;

"Kes çeneni! Yalnız bırak beni..."

Annesi'nin kapının arkasında birkaç dakika daha durduğu anlaşılıyordu. Fakat en sonunda annesi çok üstlememeye karar verdi ve sessizce mutfağa yöneldi.

Akame Pencereden dışarıya doğru yöneldi. Bir kedi... Kuşu parçalıyordu. İlk gördüğü bu olmuştu. Kedi bembeyaz ve masmavi gözlere sahipti. Akame o kediye baktığında o kadar etkilenmişti ki... Doğa da tatlı gözüken bir varlığın içinde ki açlığı ve acıyı dindirmek için başka bir canlıyı parçalaması... İşte içinde ilk kıvılcım o zaman yanmıştı. İşte o zaman hayat felsefesini belirlemişti Akame...

Canını yakanın canını yakacaktı.

Sevdiklerine zarar vereni ciddi anlamda öldürecekti.

Belki de, öldürmekten beter edecekti?

İşte hayat felsefesi buydu. Bunu yapacaktı...

Akame kafasını yastığa koydu. Ama o zaman hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını o zaman aklına kazımıştı. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı... O hep sabretmişti. Bundan sonra da öyle yapacaktı. Sabretmeye devam edecekti...