Yedi yıl geçmişti. Suko artık bebek değildi, ama hâlâ aynı beyaz saçlar, açık mavi gözler ve kendine has ifadesiyle duruyordu. Zaman onun için bir anlam taşımıyordu; günler, aylar, yıllar sadece bir arka plan gibiydi. Ama dünya değişmişti; insanlar hâlâ yaşayıp gidiyordu, ama Suko'nun doğduğu evren artık ona hazırdı.
Suko, evin bahçesindeki merdivenlerden aşağı indi. Adımlarında hiçbir heyecan veya korku yoktu; çünkü o, doğuştan bir farklılığa sahipti. Hiç ağlamamıştı. İlk kez gözlerini açtığında, sessizliği anlamış ve çevresini sadece gözleriyle kavramıştı. Bu, onun doğuştan gelen sakinliğinin ve kendine has varlığının bir parçasıydı.
Yedi yıl boyunca Suko, kendi içinde bir dünya kurmuştu. Akış ona bir anlam kazandırmamıştı henüz; güçleri uyanmamıştı, ama onu gözleyen ve test eden doğa, sessizce hazırlandı. İlk başta sadece hareketlerini, tepkilerini ve sabrını ölçtü; bir oyuncak gibi davranmadı, kimseye bağımlı olmadı. Her şey onun gözünden geçti, ama hiçbir şey onu etkilemedi.
Bir sabah, Suko bahçede dolaşırken gökyüzüne baktı. Güneş ışığı saçlarına vurdu, ve Suko'nun gözlerindeki mavilik biraz daha parladı. O an, içinden küçük bir gülümseme geçti. Bu gülümseme, onun duygularının ilk işaretiydi. Kendisi için önemsiz bir şey, ama bir işaretti: Artık yeni bir dünya başlıyordu.
Akış Lisesi'nin kapıları önünde durduğunda, okulun adı dışında hiçbir benzerliği yoktu normal liselere. Burada dersler yoktu, sınıflar yoktu; her öğrenci, kendi sınırlarını test ediyor, Akış'ı kullanmayı öğreniyordu. Suko adımlarını attı, ve etrafında hafif bir rüzgar oluştu. Henüz kimse fark etmedi ama Akış onun içinde sessizce uyanıyordu.
İlk karşılaştığı öğrenciler, Suko'ya şaşkın bakışlarla baktılar. Suko'nun varlığı, daha önce burada görülmemiş bir şeydi. Kimse onun sınırlarını tahmin edemiyordu. Bu sessizlik, onun eğlenceli tarafını ortaya çıkardı; Suko, biraz şaşırmış gibi yapıp, ama hiç etkilenmeden etrafı inceledi.
Okul müdürü yanına yaklaştı:
"Sen… Suko, değil mi?"
Suko kafasını hafifçe salladı.
"Efendim."
"Müthiş bir potansiyelin var. Ama unutma, burada sadece Akış'ı öğrenmekle kalmayacaksın. İnsanlarla etkileşime gireceksin. Duyguların… önemli olacak."
Suko, içinden sessizce düşündü: Duygular mı? Onlar zamanla kendiliğinden gelir. Ama yüzüne hiçbir şey yansımadı. Yine de bir gülümseme, bir ipucu gibi kaldı.
Öğrenciler sınıfa toplandığında, Suko diğerlerinden farklı olarak önden yürüdü. Yavaşça elini kaldırdı, ve bir işaret yaptı. Küçük bir daire oluştu, içinde yuvarlak bir alan parladı. Bu, Akış dünyasının küçük bir prototipi gibiydi; etrafındaki öğrenciler hayretle baktı.
Bir öğrenci, "Bu… bu nasıl mümkün?" diye fısıldadı.
Suko sadece başını salladı. Dışarıdan bakınca sadece basit bir el işaretiydi ama onun için, bu Akış dünyasının kontrolünün ilk ipucuydu. Her öğrencinin Akış'ı vardı, ama Suko'nunki farklıydı; kontrol ve potansiyel, diğerlerinden çok üstündeydi.
Bir sonraki ders başladığında, Suko sessizce izledi. Her öğrenci kendi yeteneklerini kullanıyordu; bazıları ufak enerjiler, bazıları daha büyük hareketler yapıyordu. Suko, bir an için kendi gücünü hissetti. Henüz sınırsız değildi, ama RCT benzeri bir Akış yenilenmesi sistemi, onun içindeki gücü düzenliyor ve bekletiyordu.
O an, Suko'nun yüzünde hafif bir gülümseme daha belirdi. Artık bir yolculuk başlamıştı. Duygular, yetenekler, sınırlar… hepsi test edilecekti. Ama Suko, her zaman olduğu gibi sakin ve kendine güvenliydi. Çünkü o, doğduğu andan itibaren farklıydı; ağlamamış, korkmamış ve sınır tanımamıştı.
Ve böylece, Suko'nun Akış Lisesi'ndeki macerası başladı. Yeni arkadaşlar, yeni rakipler ve yavaş yavaş uyanacak olan güçleri… ama en önemlisi, Suko'nun kendisiyle olan yolculuğu. Bu arc 500 bölüm sürecekti, ve her bölüm, Suko'nun gücünün, zekasının ve duygularının ufak ufak açığa çıkmasını sağlayacaktı.
