Cherreads

Chapter 10 - 10.kıskançlık

Aşiyan eve vardığında gece yarısı olmuştu. Sadece Alex'in kemerini çözdü ve onu uyandırmadan kucağına aldı. Kapıyı açıp içeri sessizce girdi. İçeride belli bir saatten sonra otomatik yanan aydınlatmalar vardı. Aşiyan direkt Alex'in odasına yöneldi. Çocuğu yatağına uzandırdı, ayakkabılarını çıkardı, kıyafetlerini çıkardı ve üzerini örttükten sonra alnına bir öpücük kondurup odasından çıktı.

Alex çok yorulmuştu. Onu uyandırmadan çıkmak en iyisiydi. Sabah duşunu alabilirdi çünkü okul için uyandırması gerekiyordu.

Aşiyan kendi odasına geçti ve güzel bir duş aldı. Nemlendiricilerini sürdü, rahatladı ve yatağına geçti. Uzandı. Tam uykuya dalmak üzereyken yatağın kenarının çöktüğünü fark etti.

Alex'in geldiğini düşündü.

Ama daha sonra iri yapılı, sert bir el onu arkadan sardı.

Aşiyan bir an irkildi.

Adam, "Sakin ol, benim," dedi.

Aşiyan hâlâ panik içindeydi. Adam arsız dokunuşlara başladı. Başını Aşiyan'ın omzuna gömdü, tüm kokusunu içine çekti.

Çok uzun zaman olmuştu.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun?" diye çıkıştı Aşiyan. "Seninle boşanıyoruz, unuttun mu?"

"Henüz boşanmadık. Hâlâ benim karımsın."

Kadın biraz debelenmeye başladı.

"Deli misin?"

"Öyle kıpırdama. Alex'i uyandıracaksın. Sessiz ol."

Aşiyan bir an korktu. Alex'i uyandırmak istemiyordu.

Adam daha da arsız davranmaya başladı. Aşiyan'ı kendine doğru çekti ve onu çevirdi. Aşiyan daha ne olduğunu anlayamadan adam üzerindeydi. Gözlerinin içine bakıyordu.

Adamın ne istediği belliydi.

"Benden uzak dur," dedi Aşiyan.

Adam öfkelendi. Daha fazla sert davranmaya başladı.

Aşiyan'ın gücü ona eş değildi. Adam istediğini almıştı. Ama ilk kez farklıydı. Aşiyan'ın hırçınlığı onu daha da cezbetmiş, daha istekli yapmıştı. Gece boyunca defalarca ona sahip olmuştu.

Aşiyan, yaşayan parmağını kaldırabilecek durumda bile değildi. Böyle bir şey olduğu için hâlâ öfkeliydi.

Sabaha doğru Martin onu rahat bıraktı ve ona sarılarak uyudu.

Alex kapıyı çaldı.

"Anne?"

Ses yoktu.

Çünkü bu sabah annesi onu uyandırmamıştı

Kapıyı Martin açtı.

"Annen uyuyor. Sen hazırlan, okula seni ben bırakacağım."

Alex emin olamadı. Annesini görmek istiyordu çünkü daha önce de böyle bir şey olmuştu ve annesi intihar etmişti.

"Annemi görebilir miyim?"

Kadının üzeri örtülüydü ve uyuyordu.

"Tabii," dedi Martin.

Alex annesinin yanına gitti. Kadının çok yorgun olduğunu gördü. Sakin nefes aldığını kontrol ettikten sonra:

"Tamam," dedi.

Alex odasına gitti, üzerine kıyafetlerini giydi ve çıktı.

Martin salonda onu bekliyordu.

"Kahvaltı yapmak ister misin?"

"Hayır."

Alex babasıyla iletişim kurmak istemiyordu. İstese de kuramıyordu. Martin ona bir şeyler sorduğunda başını sallıyor ya da sessiz kalıyordu.

Oğlu annesiyle hiç susmadan konuşuyordu ama Martin'le tek bir kelime bile etmiyordu.

Martin bu durumu garipsedi. Oğlu babasına karşı çok mesafeliydi. Babası bu duruma içten içe içerlemişti.

Okula yaklaştıklarında Alex babasına:

"Annem iyi. Artık onu üzme," dedi.

Arkasını dönmeden, babasını beklemeden direkt okul bahçesine girdi. Öğretmenlerin yanına gitti ve sınıfa doğru yol aldı.

Martin onu biraz izledi.

Oğluyla nasıl iletişim kuracağını artık bilemiyordu. Gitgide daha fazla mesafe oluşmuştu aralarında.

Onun nasıl kazanabileceğini düşünmeye başladı.

"Sanırım biraz daha fazla zaman geçirmeliyim," diye düşündü.

Martin yoldayken dün gece olanlar aklına geldi.

Gözlerinin önünde beliriyordu.

"Bu kadın ne zaman böyle olmuştu?" diye düşündü.

Bu kadar hırçın, çekici ve ulaşılmaz olmuştu.

Martin şunu fark etti: Oğlu ve karısı artık yavaş yavaş ellerinden kayıyordu.

Martin'in istediği de buydu.

Aşiyan'a boşanma evraklarını verdiğinde Aşiyan o gece intihar etmişti. Şimdi önünde farklı, bambaşka bir kadın vardı.

Daha güçlü, daha kararlı...

Aşiyan gecenin yorgunluğuyla yavaş yavaş uyanmaya başladı.

Bir anda gözlerini açtı.

"Alex okula geç kaldı!"

Saati kontrol etti.

Saat 11.00'e geliyordu.

"Olmaz, geç kaldık!"

Aşiyan Alex'in odasına doğru koştu. Alex'in odasını kontrol etti. Eşyalarını kontrol etti.

Alex yoktu.

Çoktan gitmişti.

O adam da yoktu.

Sonra aşağı indi. Mutfak masasının üzerinde bir not vardı.

"Alex'i okula ben bırakıyorum. Sen bugün dinlen.

Elindeki kâğıdı sıktı.

"Pislik herif!" diye çıkıştı.

Dün geceki olaydan dolayı öfkeliydi.

Sonra Aşiyan kendini toparladı. Kendisi için atıştırmalık bir şeyler hazırladı ve belli bir saate kadar biraz daha araştırma yapmak istedi.

Aşiyan artık onun hayatını yaşıyordu. Kimlerle, nasıl karşılaşacağını öğrenmeliydi.

Alex'in okul çıkış saati geldi.

Oğlunu almaya gitti.

Oğlunu aldıktan sonra çalıştığı restorana gitti ve birlikte yemek yediler.

Alex artık biliyordu. Annesinin belli bir saat çalışması gerekiyordu. En çok da Alex'in hoşlandığı şey, annesinin müzik çalarken onu dinlemesiydi.

O kadar güzel çalıyordu ki çelloyu sanki gökyüzünden inen bir melek gibi görünüyordu.

Annesiyle gurur duyuyordu.

Annesinin bu kadar güçlü olduğunu bilmiyordu. Daha önceden fark etmemişti. Annesinin onu gerçekten bu kadar çok sevdiğini de bilmiyordu.

Artık biliyordu.

Annesi onu çok seviyordu.

Alex karar verdi.

"Artık annemin hiçbir şekilde üzülmesine izin vermeyeceğim. Onu herkesten koruyacağım."

Özellikle de o adamdan.

Artık ona baba demiyordu.

Çünkü babası bir seçim yapmıştı.

Metresinin oğluna baba olmayı seçmişti.

Kendi oğluna sırtını dönmüştü.

Ve bunu defalarca Alex'in gözüne bakarak yapmıştı.

Alex artık üzülmüyordu çünkü annesi artık normaldi ve arkasında en güçlü insan vardı: annesi.

Alex'in fark etmediği şey ise annesini uzaktan izleyen birinin de olduğuydu.

Çok uzakta değildi.

Declan, neredeyse her performansı olduğu gün restorana geliyordu. Yemeğini yiyor, onun sergilediği performansı dinliyor ve keyfini çıkarıyordu.

Sanki dünyanın en nadide hazinesine bakıyordu.

Gözlerinde ışıl ışıl bir şey dikkatini çekmişti.

Aşiyan maske takıyordu, kimse onu tanımasın diye.

Declan ise her seferinde ona kocaman bir gül buketi gönderiyordu. Buketin içinde mutlaka bir takı oluyordu; eşsiz, benzersiz ya da bir açık artırmada kazandığı bir parça...

Declan, Aşiyan'ın çello çaldığını artık keşfetmişti.

Ama bunu açık etmeyecekti.

Şimdilik sadece uzaktan izliyordu.

Aşiyan'ın neden kendisini gizlediğini merak ediyordu.

Aşiyan'ın kimliğini açığa çıkarmak gibi bir niyeti yoktu.

İşi bittiğinde Aşiyan, Alex ile birlikte artık eve dönme vakti olduğunu düşündü.

Çiçekleri de yanına alıyordu.

Eve girdiklerinde bir anda donup kaldılar.

Karşılarında Martin sert bir şekilde duruyordu.

Sanki evin içine derin dondurucu gibi soğuk, kasvetli bir ortam oluşturmuştu.

"Bu saatte nereden geliyorsunuz?" diye çıkıştı. "Okul kaç saat önce bitmişti?"

Alex de Aşiyan göz göze geldiler.

Martin'in dikkatini Aşiyan'ın elindeki gül buketi çekti.

Aşiyan biraz kafası karışmış şekilde:

"Biraz dışarıda takıldık. Saatin nasıl geçtiğini fark etmedik. Yemek yedik," dedi.

Sonra Alex'e döndü.

"Hadi Alex, tatlım. Sen yukarı, odana çık. Duşunu al ve uyu."

"Tamam anneciğim."

Aşiyan elindeki gül buketini masanın üzerine bıraktı.

Martin'in gözleri hâlâ çiçeklerdeydi.

Aşiyan mutfağa doğru yöneldi. Kendisi için bir bardak su doldurdu, birkaç yudum aldıktan sonra:

"İyi geceler," deyip odasına doğru çıktı.

Merdivenlerden çıktı.

Martin hâlâ olduğu yerde donakalmıştı.

Sonra çiçeklere yaklaştı.

Çiçeğin içinde bir not vardı ve kadife siyah bir kutu duruyordu

"

Kutunun içinde bir çift elmas küpe vardı.

Özel bir tasarımdı.

Tıpkı bir kuşun gözlerini andırıyordu.

Muazzam duruyordu.

Martin çiçeğe yaklaştı ve üzerindeki notu aldı.

Açıp okudu.

Çiçeğin içindeki özenle hazırlanmış siyah kadife kutuyu açtığında gözleri neredeyse yerinden çıkacaktı.

Sinirden birkaç gün önce açık artırmada satın alınan elmas küpelerdi.

Anka Gözü.

Aslında o küpeleri Martin almak istiyordu.

Kadın için açık artırmaya yetişememişti. Bir toplantısı vardı. Onu özellikle kendisi almak istiyordu. Herhangi bir asistanını göndermemişti.

Ama şimdi küpeler gözünün önünde duruyordu.

Ve bunu kadına bir başkası vermişti.

Kutuyu neredeyse parçalayacaktı.

İçini tarif edilemez bir his kapladı.

Korku…

Panik…

Öfke…

Kıskançlık…

O sinirle dışarı çıktı.

Arabasına bindi.

Arkadaşına ait lüks bir mekâna gitti. Her zaman onun için özel bir oda ayrılmıştı.

Arkadaşı Martin'in bu hâlini çok şaşırdı.

Oliver, Martin'in en iyi ve en yakın arkadaşıydı.

"Neyin var dostum? Seni kim böyle sinirlendirdi?"

Martin:

"Sence?"

Oliver:

"Aşiyan mı?"

Martin gülümsedi.

Adam öfkeliydi.

Birkaç yudum içtikten sonra gözlerini kapattı.

Dün gece onunla ilgili anıları aklına geldi.

Bir an dudakları…

Kokusu…

Teninin sıcaklığı…

Adam yutkundu.

Daha önce böyle hiç hissetmemişti ona karşı.

Şimdi onu bir başkası elinden alacakmış gibi korku, panik ve kıskançlık içindeydi.

"Şimdi kadına ne oldu? Ya da o kadın kim?" diye düşünüyordu.

Daha önceki Aşiyan'la hiç alakası yoktu.

Şimdiki kadın daha güçlü, daha kararlı, daha cesur, daha inatçı, daha hırçın ve çok daha güzeldi.

Aynı kadın ama farklı kişilik…

Hangisi gerçek Aşiyan'dı?

Adam bu kadını daha çok beğenmeye başlamıştı.

Sonra bir telefon sesiyle bütün düşünceleri kayboldu.

Telefondaki isme bakınca telefonu sıktı. Neredeyse ekranı patlayacak durumdaydı.

Telefonu cevapladı.

Karşı taraf ona bir şeyler söyledikten sonra yüzü tamamen kasıldı.

Tek bir kelime söyledi:

"Tamam."

Ve telefon kapandı.

Martin birkaç kadeh daha içti.

Oliver alay etti.

"Aşiyan'ı arayalım. Seni almaya gelsin."

Birkaç kez çaldı.

Aşiyan telefonunu açtı.

Uykulu bir sesle:

"Alo?"

Karşı tarafta müzik gürültüsü ve alaycı bir ses vardı.

"Aşiyan, kocan burada çok fazla içti ve sarhoş. Gel, onu al."

Martin'in hiç beklemediği bir tepki verdi Aşiyan.

"Ölmediği sürece beni arama."

Ve telefonu direkt kapattı.

Martin'in gözü seğirdi.

Çünkü Oliver telefonu hoparlöre vermişti.

Her şeyi duymuştu.

"Ölmediği sürece beni arama."

Bir zamanlar onun için hayatını bile veren kadın, "Ölmediği sürece beni arama," demişti.

Oliver çok şaşırmıştı.

"Yanlış duyup duymadığımı…"

"Seni Karoline götüreyim ister misin?" dedi Oliver.

Martin Oliver'a ters ters baktı.

"Ne zamandan onun evine gittiğimi gördün?"

"Ben sadece…"

"Sen sadece sus."

Martin ceketini alıp çıktı.

Nedense artık içgüdüsel olarak ayakları onu Alex ve Aşiyan'ın yaşadığı eve götürüyordu.

Eskiden aylarca gelmediği olurdu.

Şimdi neredeyse her akşam buraya geliyordu.

İçgüdüleri ister istemez onu buraya getiriyordu.

Aşiyan temkinli uyumuştu.

Alex'in odasında uyumuştu.

Ama beklemediği şey Martin'in de Alex'in odasında uyumasıydı.

Aşiyan'a sarılarak uyudu.

Alex uyandığında gözlerini açtı.

Babasının yanında uyuduğunu gördüğünde çok şaşırdı.

Bir an afalladı.

Annesini dürttü.

Seslice uyandırdı.

İşaret etti.

Aşiyan da buna şaşırmıştı.

"Nasıl olur?" diye düşündü.

Her neyse…

Alex ve Aşiyan yataktan çıktılar. Martin'i uyandırmamaya özen gösterdiler.

Aşiyan aşağı indi.

Kahvaltı hazırladı.

Alex için hem okul için hazırlık yaptı.

Birlikte anne-oğul keyifli bir kahvaltı yaptılar.

Sonra okula gitmek için hazırlandılar.

Aşiyan üzerine kareli mini gömlek tarzı bir elbise giydi. Eteği pileliydi. Kırmızı kareleri vardı.

Martin onu uzaktan izledi.

Saçlarını at kuyruğu yaptı.

Ona çok canlı bir hava verdi. Yaşını daha da genç gösteriyordu. Sanki üniversite öğrencisi gibi duruyordu.

Martin'in kalp atışı hızlandı.

"Ne zamandan beri böyle giyiniyor?" diye düşündü.

Yaptığı hafif makyaj özellikle dikkat çekiyordu.

Gözlerinin rengini ilk kez fark etti Martin.

Şaşırdı.

"Sen lens mi takıyorsun?"

Aşiyan ne demek istediğini anlamadı.

Şaşkın bir şekilde baktı.

Alex ve Aşiyan okul için evden ayrıldılar.

Martin giyinme odasına yöneldi.

Aşiyan'ın kıyafet bölümü tamamı tasarım kıyafetlerle doluydu.

Şimdi gözlerine inanamadı.

Hepsi gitmişti.

Birkaç belli olmayan marka kıyafetler vardı ve hepsi de çok ucuzdu.

Yine de kadının üzerinde kusursuz duruyordu.

Aksesuar ve çanta bölümü de boştu.

"Hepsi nereye gitmiş?" diye düşündü.

Öfke gözlerine yansıdı.

Hepsini kendi seçmişti.

Onun için özenle almıştı.

Hiçbiri yoktu.

Birkaç tane hariç…

Yüz kasları gerildi.

Telefonunu çıkardı.

"Onu takip edin," dedi.

More Chapters