Aşiyan ayağa kalkarak konuştu.
"Konuşmamıza burada son verelim. Görüşmek üzere, Naten."
Başını hafifçe eğerek selam verdi.
Martin'in öfkesi gözlerinden kıvılcım çıkacak kadar kabarmıştı.
"Aşiyan, ne halt ediyorsun?" diye bağırdı.
Aşiyan hiç deforme olmadı.
"Peki, siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?"
"Bu herif kim?" diye çıkıştı Martin.
"Kim olduğu seni hiç ilgilendirmez," dedi Aşiyan. "Artık ayrı yollara girdik. Birbirimize hesap sormak ve hesap vermek zorunda değiliz."
Martin'in yüzü gerildi.
"Mutlu musun? Hâlâ boşanma evraklarını vermedim."
"Bu senin sorunun. Benden imzalamamı istedin, ben de imzaladım. Hiçbir şekilde söz hakkın üzerimde yok."
Aşiyan arkasına bile bakmadan çekip gitti.
Kadın o kadar öfkeliydi ki eve gelir gelmez bütün öfkesini onunla olan fotoğrafları yırtarak çıkarmaya başladı. Gözlerini kapattı.
"Üzgünüm… Bu adamın artık sana bir faydası yok."
Duvardaki bütün düğün fotoğraflarını kaldırdı.
Yavaş yavaş onu hayatından çıkarmaya kararlıydı.
Oğluyla artık yeni bir yola girmişti. Tanrı ona bir kez daha şans vermişti. İkinci bir hayat…
Ve bunu gerçekten iyi değerlendirmek istiyordu.
Naten'le konuşmaları aklına geldi. Nedense anlattığı şeyler ona çok tanıdık geliyordu. Sanki daha önce yaşamış gibiydi. Bir deja vu hissi…
Eksik anılar vardı aklında.
Tek bildiği şey, ruhunun bu bedene ait olmadığıydı.
Ama ya kendi bedeni?
Nasıl bir bedendi?
Nasıl ölmüştü?
Bir yerde bir şeyler eksikti.
Mutfağa yöneldi. Alex için akşam yemeği hazırlamaya karar verdi. Onun sevdiği yiyecekleri yapacaktı. Bugün izinliydi; restoranda çalışmayacaktı.
Alex'le zaman geçirmek istiyordu.
Evde sinema keyfi yapacaklardı.
Sadece çello çalarak bir şeyler kazanamayacağını farkındaydı. Ek işler de yapmaya karar vermişti. Çünkü Martin'le baş edebilmek için maddi imkânlarının yetersiz olduğunu biliyordu.
Bir anda aklına başka bir şey geldi.
Aşiyan'ın gerçekten bir ailesi var mıydı?
Kimsesi yok muydu?
Aşiyan uyandığından beri kimsenin onu arayıp sormadığını fark etmişti.
İçini bir hüzün kapladı.
"Acaba kimsesiz miydi?" diye düşündü.
Sonra aklına bir şey geldi.
Performansları nedeniyle kendisine gönderilen çiçeklerin içinde hediyeler vardı. O hediyelerin hepsini aldı ve maddi değerlerini hesaplamaya başladı.
Bunları yatırım olarak değerlendirmeye karar verdi.
Sonuçta bunlar sanatçıya gönderilen hediyelerdi. Kabul etmemesinin bir anlamı yoktu.
Hepsinin tek tek fotoğraflarını çekti.
Açık artırmaya koymayı düşündü.
Çünkü gelen takıların hepsi orijinaldi.
Fiyatlarını öğrendiğinde Aşiyan'ın dudakları şaşkınlıkla aralandı.
"Resmen bir servet…"
Aşiyan hepsini tekrar güvenli bir yere kaldırdı.
Anlayamadığı şey şuydu:
Aşiyan bu kadar büyük bir zenginliğin içinde neden para sıkıntısı çekiyordu?
Banka hesaplarını kim kontrol ediyordu?
"Bu kadar kötü müydüm?"
Martin ona karısı olduğunu hatırlatırken ahkâm kesiyordu ama nasıl geçindiğini hiç sormuyordu. Hiçbir maddi destekte bulunmuyordu.
"Aşağılık herif."
Daha birçok kez söylenerek öfkesini dışa vurdu.
Alex'i okuldan alma saati gelmişti.
Üzerine rahat bir spor kıyafeti giydi, saçlarını at kuyruğu yaptı. Motorunu aldı.
Motor kullanmak Aşiyan'ı rahatlatıyordu. Özgürleştiriyor, kendisini iyi hissetmesini sağlıyordu.
Alex'in kaskını da yanına aldı.
Okul bahçesine yanaştığında Alex annesini görür görmez mutlulukla ona doğru koştu.
Ne tesadüftü ki Martin de Alex'i okuldan almaya gelmişti.
Martin'le göz göze geldi.
"Senin burada ne işin var?" dedi Martin.
"Oğlumu almaya geldim."
"Öyle mi?"
Alex bahçeden çıktığında babasının orada olduğunu fark etti. Başını hafifçe sallayarak selam verdi ve annesine doğru koştu.
"Anneciğim, seni çok özledim."
"Ben de seni tatlım."
Aşiyan kaskı Alex'in başına taktı.
Martin tek bir şey söyleyemedi.
"Alex, bir yerlere gitmek ister misin?"
Alex başıyla hayır anlamında işaret yaptı.
Aşiyan motora bindi ve yola çıktılar.
Martin yumruklarını sıktı.
Sonra arabasına binip onları takip etmeye karar verdi.
Aşiyan bunu aynadan fark etti.
Onu kızdırmak için farklı sokaklara girdi, biraz da hızlandı.
Alex bununla eğleniyordu ama Martin korkmaya başlamıştı. Direksiyonu daha da sıkı tutuyordu.
Sonunda yavaşlamaya karar verdi.
Yoksa bir kaza yapıp hem oğlunun hem de kendi canını yakabilirdi.
Neyse ki Aşiyan da bunun farkındaydı.
Eve geldiklerinde motoru park etti.
Alex'i indirdi ve oğluyla kendilerine ait yumruk yumruğa bir hareket yaptılar.
Kendilerine ait küçük bir totem gibiydi.
Martin arabadan hızlıca indi. Arabanın kapısını o kadar sert kapattı ki ses etrafta yankılandı.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun?" dedi. "Ya bir kaza yapsaydın?"
Aşiyan sinsi bir gülümsemeyle baktı.
"Ama yapmadım."
Başka tek bir kelime söylemeden omzuyla Martin'e çarparak yanından geçti.
Zerre kadar umursamadı.
Alex koşarak eve girdi.
Okul kıyafetlerini çıkardı, duşunu aldı ve aşağı indi.
"Alex, yemek hazır."
Alex'in şaşırdığı şey, babasının da salonda oturuyor olmasıydı.
Aşiyan da bunu beklemiyordu.
Martin son zamanlarda evde çok daha fazla kalıyordu.
Aşiyan mutfağa yöneldi. Martin de yemek yemek için masaya oturdu.
Masada sadece iki kişilik yemek hazırlanmıştı.
Aşiyan başını kaldırdığında Martin'i görünce şaşırdı. Evde olduğunu hiç fark etmemişti.
"Yemek yemek ister misin?" diye sordu.
Martin başıyla onayladı.
Üç kişilik bir aile yemeği…
Ama aileden çok, birbirine uzak üç yabancı gibiydiler.
Yemekler yenildi.
Alex kendi tabağını aldı ve lavaboya koydu.
Martin bu harekete şaşırdı.
Alex kendi başına böyle hareketler yapabilen bir çocuk değildi.
Ama şimdi, birkaç gün içinde sanki koca bir yetişkin olmuş gibiydi.
Martin'in içinde tuhaf bir his oluştu.
Ailesi artık gitgide yabancılaşıyordu.
Oğlu ve karısı gerçekten hayatından silinmeye karar vermiş gibiydi.
Yemekten sonra herkes salona geçti.
Aşiyan teklif etti.
"Hangi filmi izliyoruz?"
Alex birkaç film önerdi.
"Tamam o zaman. Sen yerlerimizi hazırla."
"Tamam anneciğim."
Alex kendisi için hazırladığı sinema alanını hazırlamaya başladı.
Aşiyan mutfakta mısır patlatıyor, içecekleri hazırlıyordu.
Martin, Alex'i izlemeye devam etti.
Alex koltuk minderlerini yere koydu. Çarşaf getirdi, serdi ve yastıkları yerleştirdi.
Tam bir sinema alanı oluşturmuştu.
Martin'in sorularına başıyla cevap veriyor, sadece onaylıyordu.
Martin'in aklına maç için gittikleri gün geldi.
Oğlu onları başka biriyle görmüş ve üzülmüştü.
Şimdi kendi kendine düşündü:
"Eğer ben onları başka biriyle görüp sinirlendiysem, onlar da aynısını hissetmiştir."
Oğlunun o gün ne kadar üzüldüğünü şimdi anlıyordu.
Martin yukarı çıktı, kıyafetlerini değiştirdi ve ev kıyafetlerini giydi.
Bu durum Aşiyan'ı da Alex'i de şaşırttı.
Martin yatak odasından çıkarken bir şey fark etti.
Duvarda asılı olan düğün fotoğrafları yerinde yoktu.
Kaldırılmıştı.
Tuvalet masasının üzerindeki ve komodindeki birçok fotoğraf da yoktu.
Aşiyan'la olan fotoğraflar kaldırılmış, sadece Alex ve Aşiyan'ın fotoğrafları kalmıştı.
Aşağı inerken fotoğraf köşesine de göz attı.
Oradaki fotoğraflar da kaldırılmıştı.
Sanki yavaş yavaş ortak anılarını silmeye karar vermişlerdi.
İçindeki tarif edilemez huzursuzluğu bastırmaya çalıştı.
"Zaten istediğin bu değil miydi?" diye söylendi kendi kendine.
Salondaki ışıklar tamamen kapatılmıştı. Sadece girişteki aydınlatma yanıyordu.
Anne oğul, birbirleri için hazırladıkları keyifli atıştırmalıkları alarak animasyon filmini açtılar.
Korku sahnesi geldiğinde birbirlerine sarılıyor, komik sahnelerde kahkahalarla gülüyorlardı.
Martin sessizce onları izliyordu.
Anne ve oğlun gözlerindeki parıltıyı gördüğünde onun da dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
Kadın gülerken gözlerinin içi gülüyordu.
Daha önce hiç onun gözlerine dikkat etmemişti.
Gözleri kehribar rengiydi.
İnsan baktıkça bakası geliyordu.
"Neden daha önce hiç dikkat etmedim?"
Koskoca beş yıllık evlilik…
Ama gözlerinin rengini bile bilmiyordu.
Biraz kendinden utandı.
Ne olursa olsun, çocuğunun annesiydi.
Evlilikleri boyunca sadece tensel temas dışında neredeyse hiçbir etkileşimleri olmamıştı.
Birlikte sohbet etmemiş, dışarı çıkmamış, tatil yapmamışlardı.
Martin'e göre Aşiyan'ın davranışları nedeniyle ailesi de ona aynı şekilde davranıyordu.
Büyükbabası hariç…
Büyükbabası Aşiyan'ı çok severdi.
Özellikle ona bir torun verdiği için gönlünde Aşiyan'ın ayrı bir yeri vardı.
Sessizliği Martin'in telefonu bozdu.
Karoline…
Her zaman en güzel anlarda arardı ve ortamı mahvederdi.
Martin telefona cevap vermek istemedi. Sessize aldı.
Ama telefon hâlâ ısrarla çalıyordu.
En sonunda bir mesaj geldi.
Martin arabanın anahtarını alıp çıktı.
Anne oğul, giden adamın arkasından sadece bakakaldılar.
Aşiyan bir süre sonra gülümseyerek konuştu.
"Hadi tatlım, devam edelim filmimize."
Martin Caroline'in yanına vardığında kadın rahat bir kıyafet giymişti.
"Ah, üzgünüm. Seni bu saatte rahatsız ettim."
"Tommy nerede?"
"Tommy şimdi uyudu. Huysuzluk yaptı, durmadı."
Martin'in yüzü asıldı.
Caroline'e baktı.
"Belli bir saatten sonra beni arama. Hastaysan doktora git. Beni arama. Ben doktor değilim."
Caroline buna çok şaşırdı.
Martin ilk kez ona böyle bir tepki veriyordu.
Her şey Aşiyan'ın yüzündendi.
Ellerini o kadar sıkıyordu ki tırnakları avuçlarının içine geçmişti.
Martin tekrar çıktı.
Eve gelmesi gece yarısını buldu.
Oğlu çoktan uyumuştu.
Aşiyan ve Alex artık Martin'in eve gelişini umursamıyorlardı.
Hatta hiç gelmese bile umurlarında olmayacak gibiydi.
Martin önce Alex'i kontrol etti.
Daha sonra ana yatak odasına yöneldi.
Kapı kilitliydi.
Pis bir sırıtışla diğer odaya yöneldi.
Oradan ana yatak odasına açılan başka bir kapı vardı.
İçeri girdi.
Aşiyan'la karşılaştığı sahnede donup kaldı.
Kadın uykusunda huzurlu görünüyordu.
Uzun süre onu izledi.
Sonra içini bir hüzün kapladı.
O onun karısıydı.
İstemediği, sevmediği, pişmanlık ve öfke duyduğu karısı…
Martin yatağa yaklaştı.
Kadını yakından izlemek istedi.
Aklına kafedeki adam geldi.
Öfkelendi.
Öfkesini Aşiyan'dan çıkarmaya karar verdi.
Aşiyan uykusunda ne olduğunu anlamadan adam tarafından tutuldu.
Debelenmeye başladı.
Bağırmak istiyordu ama Alex'in gelmesinden korktu.
Aşiyan bütün gücüyle adamın omzunu ısırdı.
Martin umursamadı.
Aşiyan'ın karşılık vermesi onu daha da öfkelendiriyordu.
Aşiyan'ın gücü tükenmişti.
Bedeni de ona ihanet ediyordu.
Farkında olmadan gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Martin donup kaldı.
Aşiyan arkasını döndü.
"Bana bunu neden yapıyorsun?" dedi ve gözlerini yumdu.
Adam elini beline doladı.
Boynuna bir öpücük kondurdu.
"Hadi uyu."
İlk kez yumuşak bir tonda konuşmuştu.
Kadın tükenmişti.
Aşiyan'ın bilmediği bir şey vardı.
Başka bir yerde, onun için kötü planlar yapan biri vardı…
