Makuro sol kapıdan, Kurogami sağ kapıdan hızla girdi. Şehri yara yara, karşılarına çıkan gardiyanları ve birkaç engeli birer birer yıkıp geçiyorlardı. Her hareketleri o kadar hızlıydı ki, halk "Durun, durun ne oluyor?" diye bağırdı ama hiçbir şey göremiyordu; sadece taşların, kasaların ve toz bulutlarının havada uçuştuğunu izliyorlardı.
Meydana vardıklarında birbirlerinin önüne çıktılar. Göz göze geldiklerinde durdu; ama duraklama sadece bir an sürdü. Birbirlerini görmezden gelerek savaş başlatıldı. Öyle bir hızdaydılar ki, bir sağ, bir sol, bir yukarı, bir aşağı… Işık hızında hareketler ve karşılaşmalar. Halktan bazıları hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bir çocuk bağırdı:
— Bu bir etkinlik!
Ve etraf toplandı, yuvarlak bir çember oluşturdular. Ama hızları öylesine yoğundu ki, halka değmeden birbirlerini savuruyor, dövüyor, sürekli yer değiştiriyorlardı.
Makuro ve Kurogami, hızlarını ölçmek için büyüye başvurdular. Aynı anda dört elementi kullanarak havaya ateşler, buz ve rüzgar fırlattılar. Ama güçleri yine denk çıktı. Sonunda fiziksel güçleri ve içlerindeki kazandıkları yeni yeteneklerle mücadeleye devam ettiler. Makuro'nun kara gücü ve ay gücü zırh gibi etrafını sardı; Kurogami'nin kolu ise bir kılıç gibi parladı, aura ve fiziksel saldırılarla karşı karşıya geldiler.
Makuro bir hamleyle Kurogami'nin boğazını kavradı. Kalbi hızla atıyor, nefesi kesiliyordu. Bir üstünlük sağladığını hissetti; ama bir anda kendini durdurdu. İçinden:
— Ben arkadaşımı öldürmek üzere miyim?
diye geçti. Boğazını bıraktı. Kurogami yere yığıldı, nefesini toparlamaya çalışıyordu. Makuro başını salladı, kendini suçluyordu:
— Ben ne yapıyorum…
Ama Kurogami tamamen deliriyordu. Kırmızı gözleri parladı, mor bir aura yaydı. Tekrar ayağa kalktı ve bu kez Makuro'nun boğazına sarıldı; nefessiz bırakmak, öldürmek istercesine sıkıyordu. Halk yuhh dedi, sonra sessizlik çöktü. Makuro'nun nefesi kesilmişti, halkın gözleri korkuyla açılmıştı.
Tam o sırada Misora kalabalığın arasından meydana atladı.
— Yeter! — diye bağırdı.
İlerlemesiyle kalabalığı iteleyip açılarak Kurogami'nin yanına ulaştı. Bir tokat indirdi:
— Yeter!
Kurogami bir an durakladı, kırmızı gözleri sönmeye başladı. Mor aurası azaldı. Makuro yere çöktü, nefes nefese kalmıştı. Misora, Makuro'nun yanına çömeldi:
— İyi misin?
Kurogami derin bir nefes aldı, kendine geldi ve yavaşça kolunu çekti. Makuro nefesini düzene sokarken hafifçe gülümsedi, hafif bir espriyle:
— Sanırım… yapabilecekmişsin gibi görünüyorsun.
Halk, sessizlikten sonra gülmeye ve bağırmaya başladı; yine etkinlik sandılar. Makuro ve Misora, Kurogami'yi yanlarına alarak halkı selamladılar. İçlerinden geçen rahatlama ve duygularla, birbirlerine sarıldılar.
Tam o sırada arkalarında kral belirdi, muhafızlar eşliğinde:
— Bu mükemmel oyuncularımızı saraya götürün! — dedi gülerek. — Sarayda kutlama yapıyorum, herkese bir bira!
Halk coşkuyla bağırdı:
— Yaşasın kralımız!
Ama arka planda gerçekler farklıydı. Kurogami, Makuro ve Misora sorgu odasına alındı. Masada otururken birbirlerini suçlamaya başladılar:
— Senin yüzünden o sudan içmemeliydik!
— Yetti artık! — dedi Misora, masaya vurarak. — İkiniz de maymun gibisiniz!
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Kurogami Makuro'ya dönerek, hafif bir espriyle:
— Ölmediğimize sevindim.
dedi. Üçü birden kahkaha attı.
Siz olsanız kralın yerinde ne yapardınız? Bu üçlü suçlu mu yoksa kurban mı?
