Cherreads

LUMAX 2000

Lalalalal_Derek
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
154
Views
Synopsis
Lumax story
Table of contents
VIEW MORE

Chapter 1 - Lumax 2000

Eylül 2000, Hawkins'in hâlâ biraz ürperten ama artık daha sakin sokakları. Sinclair evinin salonunda öğleden sonra ışığı perdelerden süzülüyor, eski kasetçalar hafifçe cızırdıyor. Max Mayfield-Sinclair kanepede bağdaş kurmuş, PlayStation'ın DualShock kolunu sıkıca kavramış, ekranda Jin Kazama'yla rakibini döverken kendi kendine küfrediyor.

"Hayır hayır hayır, lanet olası low kick yine mi kaçtı…"

Telefon çalıyor. Max bir an duraksıyor, sonra oyunu pause edip ahizeyi kaldırıyor.

"Alo?"

Karşıdan nazik, biraz çekingen bir kadın sesi:

"Merhaba Max, ben Karen – Tommy'nin annesi. Will bugün okuldan sonra Tommy'yle bizim eve geldi, beraber oynuyorlar. Saat altıda bırakırım istersen, ya da sen istersen gelip alabilirsin."

Max rahat bir nefes alıyor. "Sağ ol Karen, çok teşekkür ederim. Altıda bırakman iyi olur aslında, Lucas biraz geç gelecek bugün. Will'e söyle, saat beşe kadar eve gelsin tamam mı?"

"Tabii ki, merak etme. Çocuklar şu an Nintendo'da Mario Kart oynuyor, çok eğleniyorlar."

Max gülümsüyor, göz ucuyla ekrandaki donmuş Jin'e bakıyor. "İyi eğlenceler o zaman. Görüşürüz."

Telefonu kapatır kapatmaz başka bir numarayı tuşluyor. İki kez çalıyor ve karşıdan tanıdık, biraz boğuk bir ses:

"Max? Nasılsın bebeğim?"

"Leslie…" Max başını arkaya yaslıyor, kanepenin sırtlığına gömülüyor. "Bugün Will okulun ilk günüydü. İlk defa bir arkadaşının evine gitti. Şu an orada."

"Oooh, küçük bebek büyüyor demek." Leslie'nin sesinde muzip bir gülümseme var. "Peki sen? Yalnız başına mı kaldın evde?"

Max derin bir iç çekiyor. "Evet. Ve… bilmiyorsun değil mi?"

"Ne biliyorum aşkım?"

"Lucas." Max'in sesi alçalıyor, neredeyse fısıltıya dönüyor. "Adam durmuyor Leslie. Durmuyor. Her akşam, her sabah… bazen öğlen bile işten erken gelip mutfakta falan… Bedenim artık kaldırmıyor. Gerçekten. Memelerim… cidden acıyor. Sürekli sıkıyor, emiyor, ısırıyor… Dün gece üç kere yaptık. Üç. Ve sabah yine istedi. Ben… yoruldum."

Karşıdan kısa bir sessizlik. Sonra Leslie'nin yumuşak ama kararlı sesi:

"Max. Onunla konuşman lazım."

"Biliyorum."

"Ciddi söylüyorum. 'Hayır' demeyi öğrenmen lazım. Ya da en azından 'bugün değil, bedenim dinlensin' demen lazım. O seni seviyor, anlar."

Max gözlerini kapatıyor. "Anlar mı gerçekten? Bazen bakıyor bana… o aç bakışla… ve ben sadece… teslim oluyorum. Çünkü onu mutlu etmek istiyorum. Ama artık kendimi parçalanmış gibi hissediyorum."

Leslie iç çekiyor. "Eve gelince konuş benimle olur mu? Seni dinlerim. Ağlamak istersen de ağla, küfür etmek istersen de. Ama lütfen Lucas'la konuşmayı dene."

"Tamam." Max'in sesi titrek. "Eve gelince ararım seni yine."

Tam telefonu kapatacakken kapının kilidi dönüyor. Max irkiliyor, hızla doğruluyor.

Lucas içeri giriyor. Üzerinde hâlâ iş gömleği, kravatı gevşetilmiş, elinde market poşeti. Yüzünde o tanıdık, yaramaz gülümseme.

"Merhaba karım," diyor yumuşak ama tehlikeli bir tonda. "Will nerede?"

Max yutkunuyor. "Arkadaşının evinde. Altıda gelecek."

Lucas poşeti tezgaha bırakıyor, yavaşça Max'e doğru yürüyor. Gözleri Max'in göğsüne, sonra dudaklarına kayıyor.

"Güzel," diyor usulca. "O zaman… biraz yalnızız demektir."

Max'in kalbi hızlanıyor. Hem korku, hem istemediğini kendine itiraf edemediği bir heyecan.

Lucas'un gözleri Max'in üzerinde geziniyor. Max hâlâ kanepede oturuyor, beyaz, ince askılı, hafif dekolteli yazlık elbisesi omuzlarından kaymış, göğüslerinin üst kısmı açıkta. Lucas'un bakışları orada kilitleniyor. Nefesi değişiyor. Derin, ağır bir nefes. Gözbebekleri büyüyor.

"Tanrım…" diye mırıldanıyor kendi kendine. "Bu elbise… seni mahvedecek Max."

Max gülümsemeye çalışıyor, ama sesi titrek. "Lucas… Will birazdan—"

"Will altıda gelecek," diye kesiyor Lucas. Bir adım daha yaklaşıyor. "O zamana kadar… sen benimsin."

Max geriye yaslanmak istiyor ama kanepe sırtlığı buna izin vermiyor. Lucas eğiliyor, ellerini Max'in dizlerine koyup bacaklarını hafifçe ayırıyor. Max'in kalbi göğsünde patlayacak gibi atıyor.

"Lucas… tatlım, ben aslında biraz yorgunum bugün," diyor Max yumuşacık, neredeyse yalvarır gibi. "Dün gece… üç kere… ve sabah yine… lütfen, biraz dinlensem—"

Lucas'un dudaklarında tehlikeli bir gülümseme beliriyor. "Yorgunluğunu alacağım aşkım. Söz veriyorum."

Max'in "Hayır" demesine fırsat vermeden Lucas kendi gömleğinin düğmelerini yırtarcasına açıyor, kravatı çekip atıyor, pantolonunu indiriyor. Sertliği zaten tamamen kalkmış, damarları kabarmış halde. Max'in gözleri irileşiyor, istemeden yutkunuyor.

"Lucas… dur—"

Ama Lucas dinlemiyor. Ellerini Max'in elbisesinin askılarına atıyor ve tek bir hamlede kumaşı yırtıyor. Beyaz bez yırtılma sesi salonda yankılanıyor. Göğüsleri dışarı fırlıyor, meme uçları zaten sertleşmiş, Lucas'un önceki saatlerdeki ısırıklarından hâlâ kızarık. Max'in kolları refleksle göğsünü örtmeye çalışıyor ama Lucas bileklerini yakalayıp kanepenin arkasına bastırıyor.

"Dur tatlım… lütfen…" Max'in sesi artık fısıltıdan da küçük. Gözleri dolu dolu.

Lucas onu dinlemiyor. Tek eliyle Max'in saçlarını kavrıyor, başını geriye çekiyor ve dudaklarını sertçe öpüyor. Dişleri dudağına değiyor, hafifçe ısırıyor. Max inliyor, acı ve tuhaf bir zevk karışımı.

Sonra Lucas geri çekiliyor, Max'i omuzlarından tutup kanepenin üzerine sertçe itiyor. Max sırtüstü düşüyor, bacakları havada. Lucas hemen üstüne eğiliyor, elleriyle Max'in kalçalarını kavrayıp onu ters çeviriyor. Max'in yüzü kanepe minderine gömülüyor, dizlerinin üstüne kalkıyor, dört ayak pozisyonuna zorlanıyor.

"Lucas… yavaş ol lütfen…"

Ama Lucas çoktan arkasına geçmiş. Bir eli hâlâ Max'in saçlarında, diğer eliyle kendi sertliğini Max'in ıslaklığına dayıyor. Tek bir hamlede köküne kadar giriyor.

Max'in çığlığı boğuk çıkıyor. Acı, doluluk, istemediği bir haz… Hepsi bir arada.

Lucas ritim tutmuyor. Hemen en sert, en vahşi şekilde vurmaya başlıyor. Her darbede Max'in bedeni öne savruluyor, meme uçları kanepe kumaşına sürtünüyor, acıyor. Lucas saçlarını daha sıkı çekiyor, başını geriye kaldırıyor.

"Seninim Max… sadece benim…"

Max'in gözlerinden yaşlar süzülüyor ama sesi çıkmıyor artık. Sadece inlemeler, kesik kesik nefesler. Lucas'ın kalçaları Max'inkilere çarptıkça şak şak sesleri yükseliyor. Ter damlaları Max'in sırtına düşüyor.

Lucas hızlanıyor. Nefesi hırlamaya dönüyor. Boşalacağı anı hissediyor.

Tam o anda birden çekiliyor. Penisinden sıyrılıyor, Max'in içinden çıkıyor. Max şaşkınlıkla nefes nefese kalıyor, bedeni titriyor.

Lucas Max'i omuzlarından tutup kendine çeviriyor. Max dizlerinin üstünde doğruluyor, yüzü Lucas'un kasık hizasında.

Lucas bir eliyle Max'in çenesini tutuyor, diğer eliyle kendini sıvazlıyor. Gözleri Max'in gözlerine kilitleniyor.

"Bak bana," diyor boğuk bir sesle.

Ve son hız boşalıyor.

Sıcak, yoğun sıvı Max'in yüzüne fışkırıyor. Önce alnına, sonra yanaklarına, burnuna, dudaklarına. Max gözlerini kapatıyor ama geç kalıyor; kirpiklerine, göz kapaklarına yapışıyor. Gözlerini açtığında her şey bulanık, yapış yapış.

Lucas derin derin nefes alıyor, hâlâ titriyor. Max'in yüzü tamamen kaplanmış halde, dizlerinin üstünde öylece duruyor.

Max hâlâ dizlerinin üstünde, nefes alamıyor gibi. Yüzü, çenesi, dudakları Lucas'ın sıcak, yapışkan boşalmasıyla kaplı; kirpiklerine yapışan damlalar her göz kırpışında aşağı süzülüyor, yanaklarından aşağı kayıyor. Göğüsleri de aynı şekilde; meme uçları şişmiş, kızarmış, Lucas'ın önceki saatlerdeki ısırık ve emmelerinden morarmış noktalar var. Karnına kadar inen beyaz izler, teriyle karışıp parlıyor.

Lucas derin bir nefes alıyor, hâlâ sert, damarları kabarmış penisini eline alıp hafifçe sıvazlıyor. Gözleri Max'in perişan haline kilitleniyor. O bakışta hâlâ doymamış bir açlık var.

"Çömel," diyor kısık, emreder gibi bir sesle.

Max titreyerek doğrulmaya çalışıyor. Bacakları uyuşmuş, dizleri acıyor. Yavaşça öne eğiliyor, ellerini Lucas'ın kalçalarına koyarak dengesini bulmaya çalışıyor. Yüzü tam kasık hizasında.

Lucas bir elini Max'in ensesine koyuyor, parmaklarını saç diplerine gömüyor. Diğer eliyle penisini kökünden tutup Max'in dudaklarına dayıyor.

"Aç ağzını. Geniş aç."

Max'in dudakları titriyor. Gözleri dolu dolu, ama itiraz edecek gücü kalmamış gibi. Ağzını aralıyor. Lucas hemen itiyor. Kalın başı dudaklarını gererek içeri giriyor, sonra bir hamlede boğazına kadar sokuyor. Max'in boğazı kasılıyor, öğürme refleksi devreye giriyor. Gözlerinden yaşlar fışkırıyor, burnu akıyor. Lucas'ın kasık tüyleri burnuna değiyor, kokusu genzini yakıyor – ter, meni, Max'in kendi kokusu karışmış ağır bir koku.

Lucas ritim tutuyor. Yavaş değil. Sert, derin, boğazı tıkayan darbeler. Her girişte Max'in boğazı şişiyor gibi oluyor, gırtlak kıkırdağı belirginleşiyor. Salyalar çenesinden süzülüyor, Lucas'ın taşaklarına damlıyor. Max'in elleri Lucas'ın kalçalarına yapışmış, tırnakları deriye batıyor ama Lucas umursamıyor. Daha hızlı girip çıkıyor.

Max'in boğuk, boğulan sesi çıkıyor:

"Mmmph… dur… dur lütfen…"

Ses perişan, boğuk, boğazından zorla çıkıyor. Lucas bir an duruyor. Penisini yavaşça çekiyor, başı dudaklardan ayrılırken uzun bir salya ipliği oluşuyor. Max derin derin nefes alıyor, öksürüyor, ağzından sümük ve salya karışımı akıyor. Yüzü kıpkırmızı, gözleri kan çanağı.

Ama Lucas durmuyor.

"Göğüslerini ver," diyor.

Max'in kollarını tutup kaldırıyor, sırtını duvara yaslıyor. Max'in göğüsleri hâlâ dışarıda, şişmiş, morarmış uçları dimdik. Lucas penisini iki meme arasına yerleştiriyor, elleriyle memeleri sıkıca kavrayıp birbirine bastırıyor. Kumaş gibi yumuşak ama şişkin etler penisini tamamen sarıyor.

Sonra vurmaya başlıyor.

Sert. Çok sert.

Her darbede memeler yukarı savruluyor, sonra aşağı iniyor, kırmızı izler bırakıyor. Lucas'ın kalçaları ileri geri gidip gelirken şak şak sesi yükseliyor – ten tene çarpma, terli deri kayganlığı. Max'in meme uçları Lucas'ın göğsüne sürtünüyor, acıyla sızlıyor. Göğüs derisi kızarıyor, morarıyor, damarları belirginleşiyor. Lucas daha da sıkıyor, parmakları ete gömülüyor, mor lekeler bırakıyor.

Max'in yüzü acıdan buruşuyor. Gözyaşları yanaklarından süzülüyor, dudakları titriyor.

"Lucas… acıyor… lütfen… memelerim… dayanamıyorum…"

Ama Lucas hızlanıyor. Nefesi hırlıyor, gözleri kapanıyor neredeyse. Penis başı memelerin arasından her çıkışta kırmızıya boyanmış gibi parlıyor. Max'in göğüsleri artık şekilsizleşmiş gibi; şişkin, mor, damarlı, Lucas'ın parmak izleriyle lekeli.

Max'in sabrı taşıyor.

Birden bacağını kaldırıyor. Dizini hafifçe büküp, bütün gücüyle Lucas'ın taşaklarına tekme atıyor.

Tam isabet.

Lucas'un nefesi kesiliyor. Gözleri faltaşı gibi açılıyor. Acı öyle ani ve şiddetli ki dizleri bükülüyor, elleri memelerden ayrılıyor. Penis dışarı fırlıyor, hâlâ sert ama artık titriyor. Lucas iki büklüm oluyor, ellerini kasıklarına bastırıyor, boğuk bir inilti çıkarıyor.

Max bağırıyor, sesi yırtıcı, kırılmış, öfkeli:

"DUR ARTIK!"

Salonda yankılanan çığlık. Max'in göğsü inip kalkıyor, nefesi kesik kesik. Yüzü hâlâ yapış yapış, göğüsleri mosmor, bedeni titriyor. Lucas yerde diz çökmüş, acıyla kıvranıyor.

Lucas hâlâ kasıklarına bastırılmış elleriyle iki büklüm, acıdan yüzü buruşmuş halde yere çökmüş. Nefesi kesik kesik, gözleri faltaşı gibi açık. Max ayakta, titreyen bacaklarının üstünde, göğüsleri mosmor, yüzü yapış yapış meni ve gözyaşı karışımıyla kaplı. Çırılçıplak, ellerini yumruk yapmış, nefesi öfkeyle inip kalkıyor.

"Lucas…" Max'in sesi önce titrek, sonra keskin bir bıçak gibi yükseliyor. "Neden bunu yaptın?"

Lucas yavaşça doğrulmaya çalışıyor, acıyla inliyor ama gözlerini Max'ten ayırmıyor. "Max… ben… sadece—"

"Sadece ne?!" Max bir adım öne atıyor, sesi çatlıyor. "Sana kaç kere dur dedim? Kaç kere yalvardım? Yorgunum dedim, acıyor dedim, dayanamıyorum dedim! Sen durmadın! Dinlemedin! Beni… parçaladın!"

Lucas'un yüzü soluyor. Ellerini kasıklarından çekip ayağa kalkmaya çalışıyor, ama hâlâ hafifçe topallıyor. "Aşkım… ben seni seviyorum, seni istiyorum… ben—"

"Sevmek mi?!" Max'in gözlerinden yeni gözyaşları akıyor, ama bu sefer öfkeden. "Bu sevgi değil Lucas! Bu… zorlama! Bu… tecavüz!"

Kelime salonda bomba gibi patlıyor. Lucas donakalıyor. "Max… hayır… öyle deme… ben—"

"Artık bitti." Max'in sesi buz gibi. "Ayrılıyoruz. Bu evden, senden, her şeyden… bitti."

Lucas'un gözleri irileşiyor. "Ne diyorsun sen? Will var… ailemiz var… Max lütfen—"

Tam o anda kapı açılıyor.

Will.

Yedi yaşındaki çocuk, sırt çantası omzunda, elinde bir Mario Kart kartuşu, arkadaşının annesi tarafından erken bırakılmış. Kapıdan içeri girer girmez donup kalıyor.

Anne ve babası… çırılçıplak. Max'in göğüsleri mor lekelerle dolu, yüzü yapış yapış, saçları dağılmış. Lucas'un eli hâlâ kasıklarında, penisinin yarısı hâlâ yarı sert, utançla sarkıyor. İkisi de birbirine bağırırken, çıplak, terli, yaralı.

Will'in gözleri faltaşı gibi açılıyor. Yüzü bembeyaz kesiliyor. Çantası yere düşüyor. "Anne… baba…?"

Max'in kalbi duracak gibi oluyor. Hemen kanepenin üstündeki ince yazlık çarşafı kapıyor, göğsüne ve önüne doluyor. "Will! Tatlım!"

Lucas panikle yerdeki yastıklardan birini kapıyor, koca penisini ve kasıklarını kapatmaya çalışıyor. Yüzü kıpkırmızı, utançtan titriyor. "Oğlum… sen… erken mi geldin?"

Will arkasını dönüyor, kapıya doğru iki adım atıyor, ama bacakları titriyor. Gözleri dolu dolu. "Ben… ben bir şey görmedim… özür dilerim…"

Max çarşafı sıkıca tutarak Will'in yanına koşuyor, diz çöküyor, oğlunun omuzlarını tutuyor. "Sakin ol tatlım, sakin ol… biz… biz sadece konuşuyorduk. Büyükler bazen yüksek sesle konuşur, değil mi? Korkma."

Will başını sallıyor ama gözleri hâlâ yere bakıyor. Korku yüzünden okunuyor. "Ben… odama gidebilir miyim?"

"Tabii ki canım." Max'in sesi yumuşak ama kırık. "Git, üstünü değiştir, biraz dinlen. Ben birazdan yanına gelirim, tamam mı? Seni çok seviyorum."

Will başını sallıyor, hızlı adımlarla merdivenlere yöneliyor. Adımları küçük ve aceleci. Kapıyı kapatırken bir an durup arkasına bakmıyor bile.

Merdivenlerden ayak sesleri uzaklaşınca salon yeniden sessizleşiyor. Ama bu sefer sessizlik zehir gibi.

Max ayağa kalkıyor, çarşafı göğsüne bastırıyor. Gözleri Lucas'a dönüyor. Öfke artık kontrolsüz.

"Gördün mü?" diyor dişlerinin arasından. "Oğlumuz… oğlumuz bizi böyle gördü. Çıplak, bağırırken, kavga ederken… Senin yüzünden!"

Lucas yastığı hâlâ kasıklarında tutuyor, sesi titrek. "Max… özür dilerim. Gerçekten… ben… kontrolümü kaybettim. Seni incitmek istemedim… lütfen… affet beni."

"Affet mi?" Max kahkaha atıyor, ama kahkaha acı dolu. "Affetmek mi? Sen beni dinlemedin Lucas! Beni parçaladın! Memelerim mosmor, yüzüm senin boşalmanla kaplı, boğazım yanıyor… ve sen özür diliyorsun? Yetmez! Yetmez artık!"

Lucas bir adım yaklaşıyor, ellerini uzatıyor. "Lütfen… konuşalım. Will için… ailemiz için…"

Max geri çekiliyor. "Hayır. Artık konuşacak bir şey yok. Sen gittin Lucas. Bu evden, benden, her şeyden… gittin."

Gözleri alev alev. Çarşafı daha sıkı sarınıyor. Lucas'un yüzü çöküyor, gözleri doluyor.

Ama Max dönüyor, merdivenlere doğru yürüyor. Arkasına bile bakmıyor.

Lucas'un yüzü değişiyor. Gözleri kararıyor, çenesi kasıyor. Max'in "ayrılıyoruz" kelimesi hâlâ havada asılıyken, Lucas'un içinde bir şey kırılıyor. Kontrolü kaybetmek… buna dayanamaz. Asla.

"Peki tatlım," diyor yavaşça, sesi buz gibi. "Bunu sen istedin."

Max bir adım geri atmaya yelteniyor ama geç kalıyor. Lucas salondaki sehpanın üstündeki yarım kalmış kırmızı şarap şişesini kapıyor. Tek bir hamleyle şişeyi Max'in şakağına indiriyor. Cam kırılmıyor ama darbe sert. Max'in gözleri kayıyor, dizleri bükülüyor, yere yığılıyor. Karanlık.

Max gözlerini açtığında başı zonkluyor, şakağı yapış yapış kan ve şarap kokuyor. Üst kattaki küçük misafir odasında, eski yatakta. Elleri kelepçeli, yatağın iki başucuna gerilmiş. Ayakları da aynı şekilde, bacakları açılmış halde. Çırılçıplak. Soğuk hava teninde ürperti yaratıyor. Göğüsleri hâlâ mor lekeli, meme uçları acıyor.

Karşısında Lucas duruyor. O da çırılçıplak. Penisi yeniden sertleşmiş, damarları kabarmış. Yüzünde tuhaf bir sakinlik var. Gözleri boş."Kimse bana karşı gelemez, Max," diyor usulca. "Kimse."

Max'in boğazı kuruyor. "Lucas… lütfen… Will—"

Ama Lucas dinlemiyor. Yatağa tırmanıyor, Max'in bacaklarının arasına yerleşiyor. Tek bir hamlede içine giriyor. Sert. Derin. Acımasız. Hemen en vahşi ritimle vurmaya başlıyor. Her darbede yatak gıcırdıyor, kelepçeler bileklerini kesiyor. Max'in çığlıkları boğuk, boğazı yırtılmış gibi. Gözyaşları yanaklarından süzülüyor, nefesi kesiliyor. Bedeninde acı ve yorgunluk o kadar yoğun ki bayılmak üzere.

Tam o anda kapı açılıyor.

Will.

Yedi yaşındaki çocuk, elinde oyuncak kılıcı, annesinin çığlıklarını duymuş. Kapıda donakalıyor. Babasının çıplak sırtını, annesinin kelepçeli kollarını, yatakta olup biteni görüyor.

"Baba… dur!" Will'in sesi çocukça, korku dolu ama kararlı. "Annemden uzak dur!"

Lucas donuyor. Kafasını çeviriyor. Oğlunun gözlerine bakıyor. Bir an… gerçeklik çarpıyor yüzüne.

"Ben… ne yaptım?" diye fısıldıyor kendi kendine. Gözleri faltaşı gibi açılıyor. "Will… oğlum…"

Geriye çekiliyor, penisini Max'in içinden çıkarıyor. Adım atarken ayağı yanlışlıkla yerde duran benzin bidonuna çarpıyor – Lucas'un bahçe işleri için aldığı, yarım kalmış bidon. Bidon devriliyor, benzin halıya dökülüyor, odaya yayılıyor.

Lucas'un elindeki çakmak – sigara yakmak için cebinde taşıdığı ucuz çakmak – parmaklarının arasından kayıyor. Düşüyor. Alev.

Bir anda yerden yükselen mavi-turuncu ateş. Halı tutuşuyor, perde yanıyor, benzin kokusu genzi yakıyor.

"Will!" Max bağırıyor, kelepçeleri çekiştiriyor. "Kaç!"

Ama Will annesine koşuyor. Lucas panikle kelepçelerin anahtarını arıyor, bulamıyor. Ateş hızla yayılıyor. Oda dumanla doluyor.

Lucas pencereye koşuyor. Küçük, yüksek bir pencere. Dışarıya açılıyor ama yerden en az iki metre yukarıda.

"Max… Will…" Lucas titreyerek oğlunu kucağına alıyor. "Beni dinleyin. Ben sizi çıkaracağım."

Max'in kelepçelerini çözmeye çalışıyor, elleri titriyor. Sonunda bir anahtar buluyor – cebinde. Kelepçeler açılıyor. Max serbest kalıyor, çıplak, dumanla boğulmak üzere.

Lucas pencereyi açıyor. Soğuk hava içeri doluyor ama ateş de besleniyor. Lucas önce Will'i kaldırıyor, pencereden dışarı sarkıtıyor. "Tutun oğlum… atla, çimlerin üstüne!"

Will ağlayarak dışarı sarkıyor, Lucas onu bırakıyor. Çocuk çimlere düşüyor, yuvarlanıyor, kalkıyor.

Sonra Max. Lucas onu kucağına alıyor, pencereye taşıyor. Max çıplak, yanık kokusu burnunda, duman ciğerlerini yakıyor.

"Lucas… sen de gel—"

"Hayır." Lucas'ın sesi kırık. "Ben kalıyorum. Gidin."

Max'i pencereden dışarı itiyor. Max çimlere düşüyor, yuvarlanıyor, Will'in yanına koşuyor.

Lucas pencerede kalıyor. Arkasında oda tamamen alev almış. Duman onu sarıyor. Öksürüyor, gözleri kararıyor. Ama gülümsüyor. Son bir kez oğluna ve karısına bakıyor.

Sonra ateş onu yutuyor.

Aşağıda Max ve Will birbirine sarılmış, çıplak, titreyerek ağlıyor. Yangın evi sarıyor. Siren sesleri yaklaşıyor.

Polis ve itfaiye geldiğinde ev yanıyor. Max çimlerde oturuyor, Will kucağında, ikisi de dumandan ve korkudan bitkin. Polis memuru Max'in yanına çömeliyor.

"Hanımefendi… ne oldu? Neden… çıplaksınız?"

Max cevap vermiyor. Sadece ağlıyor. Sessiz, derin, bitmeyen bir ağlama. Gözleri alevlere bakıyor.

Ailesi yıkılmış. Sinclairlerin hikayesi burada bitiyor.

**SON**