Restorandaki alkışlar yavaş yavaş dinerken Aşiyan çellosunun başında birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Yüzündeki siyah maske hâlâ dudaklarının dışında kalan bütün ifadelerini gizliyordu. Fakat gözleri karşısındaki adamdan ayrılmıyordu.
Declan Rodriguez.
Birkaç gün önce okul koridorunda yere serdiği adam şimdi karşısında oturuyordu.
Üstelik yüzünde öyle bir ifade vardı ki sanki Aşiyan'ı yalnızca burada görmeyi beklemiyormuş gibi...
Sanki onu uzun zamandır arıyordu.
Aşiyan çellosunu yavaşça kenara bıraktı.
Declan sandalyesinden kalktı.
Üzerindeki koyu renk takım elbise, kendinden emin duruşu ve çevresindeki insanların ona karşı gösterdiği saygı, sıradan biri olmadığını açıkça belli ediyordu.
Aşiyan'ın bakışları sertleşti.
"Beni neden arıyordun?"
Declan birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme oluştu.
"Sesini ilk kez duyuyorum."
Aşiyan kaşlarını çattı.
"Bu benim sorumun cevabı değil."
"Biliyorum."
"Öyleyse cevap ver."
Declan bir adım yaklaştı.
"Çünkü seni merak ettim."
Aşiyan'ın yüzünde küçümseyen bir ifade belirdi.
"Beni tanımıyorsun."
"Emin misin?"
Bu iki kelime Aşiyan'ın içini huzursuz etti.
Declan'ın gözlerinde garip bir kararlılık vardı.
Sanki onun bilmediği bir şeyi biliyordu.
Aşiyan kendini toparladı.
"Ben seni tanımıyorum."
Declan başını hafifçe yana eğdi.
"Belki de sen kendini tanımıyorsun."
Aşiyan'ın gözleri bir anda sertleşti.
"Ne demek istiyorsun?"
Declan cevap vermedi.
Bir süre yalnızca ona baktı.
Sonra alçak bir sesle konuştu.
"Birkaç gün önce okulda beni yere serdin."
Aşiyan'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Hatırlıyorum."
"Ben de."
"Unutulacak bir şey değildi."
Declan bu kez gerçekten güldü.
"Kesinlikle değildi."
Aşiyan kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bunun için mi beni takip ettirdin?"
Declan'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Takip ettirmek?"
Aşiyan'ın bakışları sertleşti.
"Bugün beni takip eden bir araç vardı."
Declan birkaç saniye sessiz kaldı.
"Ben değildim."
Aşiyan dikkatle yüzünü inceledi.
"Buna inanmamı mı bekliyorsun?"
"İnanıp inanmaman sana kalmış."
Declan biraz daha yaklaştı.
"Fakat seni takip eden tek kişinin ben olmadığımı bilmen önemli."
Aşiyan'ın içindeki huzursuzluk büyüdü.
"Kim?"
Declan cevap vermedi.
Bu kez Aşiyan sabrını kaybetti.
"Benim hayatım hakkında bir şey biliyorsan açıkça söyle."
Declan'ın gözleri bir anlığına Aşiyan'ın arkasındaki sahneye kaydı.
Sonra yeniden ona döndü.
"Senin hayatın sandığından çok daha karmaşık."
Aşiyan'ın kalbi hızlandı.
Bir anlığına zihninde yine bir görüntü belirdi.
Karanlık bir oda...
Pencerenin önünde ağlayan genç bir kadın...
Elinde eski bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafın arkasında bir isim yazıyordu.
Declan.
Aşiyan gözlerini kırptı.
Görüntü kaybolmuştu.
Declan onun yüzündeki değişikliği fark etmişti.
"Hatırladın."
Aşiyan hemen kendini toparladı.
"Hayır."
"Yalan söylüyorsun."
Aşiyan bir adım ona yaklaştı.
"Ben kimseye hesap vermem."
Declan'ın gözlerinde garip bir hayranlık belirdi.
"Bunu biliyorum."
"Öyleyse beni rahat bırak."
Declan başını salladı.
"Bunu yapamam."
"Neden?"
"Çünkü seni bulmak için çok uzun zaman harcadım."
Aşiyan'ın yüzündeki ifade değişti.
"Beni neden bulmak istedin?"
Declan'ın cevabı beklenmedikti.
"Bunu henüz sana söylemeyeceğim."
Aşiyan öfkeyle güldü.
"Ne kadar gizemli."
Declan gülümsedi.
"Bunu söyleyen ilk kadın değilsin."
"Ben diğer kadınlar değilim."
"Bunu fark ettim."
Bir süre birbirlerine baktılar.
Aralarındaki gerilim giderek artıyordu.
Sonunda Declan geri çekildi.
"Yakında tekrar görüşeceğiz."
Aşiyan cevap vermedi.
Declan arkasını dönüp uzaklaşırken Aşiyan'ın aklında tek bir soru vardı:
Bu adam, bu bedenin sahibini nereden tanıyordu?
Aşiyan eve döndüğünde saat oldukça ilerlemişti.
Alex çoktan uyumuştu.
Oğlunun odasına sessizce girdi.
Yatağın kenarına oturdu.
Alex'in yüzüne baktı.
Küçük çocuk derin bir uykudaydı.
Aşiyan onun saçlarını okşadı.
"Ben buradayım yakışıklım."
Alex uykusunda hafifçe kıpırdadı.
Aşiyan'ın içi sızladı.
Bir zamanlar başka bir hayatı vardı.
Başka bir evi...
Başka sorumlulukları...
Başka bir bedeni...
Ama şimdi karşısında uyuyan bu çocuk, onun için her şeyden önemliydi.
Aşiyan eğilip alnından öptü.
"Kimse sana zarar veremeyecek."
Sonra odadan çıktı.
Kendi odasına geçti.
Kapıyı kapattıktan sonra aynanın karşısına geçti.
Aynadaki genç kadına baktı.
Yirmi üç yaşlarında görünen bir beden...
Ama gözlerinde otuzlu yaşlarının sonlarına yaklaşmış bir kadının yorgunluğu ve deneyimi vardı.
Aşiyan kendi yansımasına fısıldadı:
"Sen kimsin?"
Bir an sonra kendi kendine cevap verdi.
"Ve bana ne bıraktın?"
Masasının üzerine oturdu.
Telefonunu çıkardı.
Declan'ın adını internette aramaya başladı.
Karşısına onlarca haber çıktı.
Declan Rodriguez.
İş dünyasında güçlü bir isim.
Birçok şirketle bağlantısı vardı.
Bazı haberlerde adı uluslararası anlaşmalarla geçiyordu.
Bazılarında ise ailesinden söz ediliyordu.
Aşiyan okumaya devam etti.
Sonra bir fotoğrafta durdu.
Fotoğrafta Declan'ın yanında bu bedenin eski sahibi vardı.
Aşiyan'ın nefesi kesildi.
Fotoğrafın tarihi birkaç yıl öncesine aitti.
Kadın gülümsüyordu.
Ama gözlerinde o gülümseme yoktu.
Aşiyan fotoğrafı büyüttü.
Bir anda başına şiddetli bir ağrı girdi.
Elini başına götürdü.
Ve yeni bir anı geldi.
"Beni buraya neden getirdin?"
Genç kadın korkuyla etrafına bakıyordu.
Declan karşısında duruyordu.
"Konuşmamız gerekiyor."
"Martin öğrenirse…"
"Martin'in ne düşündüğü umurumda değil."
Kadın gözlerini yere indirdi.
"Ben korkuyorum."
Declan'ın yüzündeki sertlik bir anda yumuşadı.
"Ben buradayım."
Görüntü bir anda kayboldu.
Aşiyan gözlerini açtı.
Nefes nefese kalmıştı.
"Ne oluyor bana?"
Artık bu anıların rastlantı olmadığına emindi.
Bu bedenin sahibi bazı şeyleri unutmak istemişti.
Ama Aşiyan'ın ruhu o anıları birer birer ortaya çıkarıyordu.
Telefonunu tekrar eline aldı.
Declan'ın fotoğrafına baktı.
"Sen bu kadını tanıyordun."
Sonra aklına başka bir soru geldi.
Martin bunu biliyor muydu?
Ertesi sabah Aşiyan erkenden uyandı.
Alex hâlâ uyuyordu.
Sessizce mutfağa indi.
Bugün kamp hazırlıkları vardı.
Kahvaltıyı hazırlarken yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
Alex'in hafta sonu heyecanını düşününce bütün gece yaşadığı karmaşa biraz olsun uzaklaşıyordu.
Pankek hazırladı.
Meyveleri doğradı.
Sütleri hazırladı.
Tam o sırada arkasından bir ses geldi.
"Günaydın."
Aşiyan irkildi.
Martin kapının yanında duruyordu.
"Günaydın."
Martin masaya baktı.
"Yine Alex için özel bir kahvaltı."
Aşiyan cevap vermedi.
Martin sandalyeye oturdu.
"Bu akşam nerede olacaksınız?"
Aşiyan kaşlarını kaldırdı.
"Sen neden soruyorsun?"
"Merak ettim."
"Merak etmen gerekmiyor."
Martin ona baktı.
"Alex benim de oğlum."
Aşiyan'ın yüzündeki ifade sertleşti.
"Bunu biliyorum."
"Öyle davranmıyorsun."
Aşiyan elindeki tabağı masaya bıraktı.
"Çünkü onun annesi benim."
Martin sustu.
Aşiyan devam etti.
"Ve ben oğlum için neyin iyi olduğunu biliyorum."
Martin'in gözleri daraldı.
"Son zamanlarda kendini fazlasıyla değiştirdin."
Aşiyan hafifçe gülümsedi.
"Belki de sonunda kendimi bulmuşumdur."
Bu cümle Martin'i susturdu.
Tam o sırada üst kattan Alex'in sesi geldi.
"Anneciğim!"
Aşiyan'ın yüzü bir anda aydınlandı.
"Geliyorum tatlım!"
Martin onu izledi.
Bir zamanlar karısı
